21 Ekim 2014 06:42 Anasayfam Yap Favorilerime Ekle İletişim Künye Ziyaretçi Defteri Sitene Ekle
ADIYAMAN - BATMAN - BİNGÖL - BİTLİS - DİYARBAKIR - ELAZIĞ - HAKKARİ - MARDİN - SİİRT - ŞANLIURFA - ŞIRNAK - TUNCELİ -
Siz Kimi Sevmiyorsanız, Ben O’yum ! / Aziz GÜLMÜŞ - ..::Diyarbakır Olay::..
ANASAYFAYA DÖN
10 Kasım 2010 Çarşamba Saat 11:03
Siz Kimi Sevmiyorsanız, Ben O’yum !
Aziz GÜLMÜŞ / azizgulmus@hotmail.com

Günlerden 19 Şubat… gece rüyamda Tarık Akan’ı görmüştüm. “Üstünde siyah  blazer kravaze bir ceket vardı ve ben kendisinden ısrarla bu ceketi bana vermesini istemiştim. O da beni kırmamış ve çıkarıp vermişti. Müthiş sevinmiş ve o sevinçle uyanmıştım”

       Sabah kalktığımda rüyamı arkadaşlarıma anlattım. O gün mahkemeye çıkacağımız için arkadaşlarım bu rüyamı tahliye olacağıma yorumlamışlardı. Bütün koğuşta mahkemeye çıkma hazırlıkları başlamıştı. Kimi traş oluyor, kimi takım elbiseleri ve kravatlarını büyük bir itina ile giymeye hazırlanıyordu. Kapının mazgal penceresinden gardiyan askerin:

---Mahkemeye çıkacak olanlar hazırlansın !! sesi ile kapı önünde tek sıraya dizilmiştik. Sırasıyla isimler okunup cezaevinin ana koridorlarında esas duruşta başımız öne eğik beklemeye başladık. En önden başlayıp tek sıra halinde hem ellerimiz arkaya kelepçeli ve hem de zincirlerle birbirimize bağlandık. Sıradaki birinin yere düşmesi ile hepimiz domino taşları gibi üst üste yıkılıyorduk. Bu sırada dayak ve işkenceler eşliğinde mahkemelerde nasıl davranacağımızı, söylenenlere uymayanların “ölümlerden ölüm beğenmeleri” konusunda tehditler savruluyordu.

      Askeri araçlara ayakta istif edilir gibi doldurulduk. Bu araçlar kapkaranlıktı. Nefes dahi alamıyorduk. Havasızlıktan birçok arkadaşımız baygınlık geçirip düştüğünde zincirlerle birbirimize bağlı olduğumuzdan üst üste yığılıp kalıyorduk. Askerlerin jop darbeleri altında ayağa kalkabilmek büyük bir fizik gücü gerektiriyordu. Mahkemeye vardığımızda ise terden sırılsıklam bir halde soğuk havada özellikle bekletilip, ardından on kişinin bile ayakta zor sığabildiği bekleme odalarına otuz-kırk kişi doluşturuluyorduk. Saatlerce duruşma sıramızın gelmesi için bu daracık odalarda ayakta bekletilmek, işkencenin başka bir türüydü.

       Duruşma sıramızın gelmesi için beklerken yanımıza üzerinde kot pantolon ve krem rengi bir ceket olan biri getirildi. Beyaz tenli, kapkara gözleri ve oldukça yakışıklı bir gençti. Tanımıyordum. Ama askerlerden birinin yanımıza girerek :

---Ooooo!!! burada hızlılar var !  dediğinde bu şahısın önemli biri olduğunu anlamış ve daha sonraki diyaloğlardan bu kişinin Kemal PİR olduğunu öğrenmiştim.

     Kendisine atılan bütün laflara ve sözlü tacizlere rağmen ağır başlılığını ve sessizliğini koruyordu. Bulunduğumuz yere kısa boylu esmer ve zayıf bir asker daha geldi ve o da laf atmaya başladı:

---Kemal sen Gümüşhaneliydin değil mi?

---Evet.

---Yani Kürt değilsin öyle mi?

---Evet.

---Peki madem Kürt değilsin ne işin var bu işlerde?

---…………

---Cevap versene !

Kemal yüzünü çevirip:

---Senin kalın kafan bunu anlayabilecek düzeyde değil ! dedi.

---Bak Kemal, Antalya’nın çok güzel sahilleri var. Kadınlar, kızlar, içki, eğlence dururken yazık değil mi buralarda ömür çürütüyorsun ! boş bu işler boş !!

    Kemal, bir müddet sessiz bekledi. Ama sözlü tacizler devam ediyordu:

---Oh be kadın, kız, içki, alem, eğlence gibisi var mı?

     Bir diğer asker:

---Hayat işte bu ! sahilde kumlar içinde bir elinde içkin, sevgilinle kumlar içinde doyasıya bir sevişme… aaahhh !!! ulan aaahhh! Ne güzeldi be !

     Askerin bu son sözü karşısında Kemal sessizliğini bozdu ve yumuşak alaycı bir ifadeyle :

---Merak etme asker bu söylediklerini kız kardeşin yapıyordur. Dediğinde asker müthiş öfkelenmiş ve Kemal’e saldırmıştı. İçerideki itişmeyi dış güvenlikten Komando erler gelip ayırdı ve içeride bulunan askerleri dışarıya çıkardılar.

     Bir müddet sonra isimlerimiz okunup mahkeme salonuna geçtik. Sağa-sola bakmak, izleyici ve avukatlarla bakışmak yasaktı. Ellerimiz dizlerimizin üzerinde ve sabit bir noktaya yani mahkeme heyetine bakıyorduk. Mahkeme sonucunda ben ve bir arkadaşım “Aynı davadan daha önce beraat kararımız olduğu gerekçesiyle” tahliye edilmiştik. İnanamamıştım. Kendimi rüyada sanmıştım.

       Cezaevine geri getirildik. Tahliyeden sonra en az on gün daha cezaevinde tahliye kararlarımızın mahkemeden cezaevine gelmesini bekliyorduk. Bu süre bir türlü bitmek bilmiyordu. Saatler geçmiyor, saniyeler dahi yerinde sayıyordu sanki… nihayet Cuma günü gece ismim okundu ve hazırlanmamı istediler. Sıraya dizilen arkadaşlarla vedalaşmak zamanı gelmişti. Bir yandan bu cehennemden kurtulma sevinci, diğer yandan arkadaşlarımın yüzlerindeki hüzün göğsümün orta yerine yumruk gibi oturmuştu. Buruk bir sevinçti bu. Arkadaşlarımı işkencede bırakmak, onların acılarına ortak olamamak suçluluk duygusu gibi beynime ve yüreğimi örseliyordu adeta… Vedalaşma bittikten sonra dışarıya çıkardılar. Üzerimde mahkemede giydiğim takım elbise vardı. Çıkarmamı ve çırılçıplak soyunmamı istediler. Üzerimde bir tek don kalmıştı. Onu çıkarmadım. O sırada blok onbaşısı asker bulunduğumuz yere doğru geldi:

---Bu ibnenin donunu da çıkarın. Bu şerefsiz götüne pusula sokup dışarıya çıkarabilir! Dedikten sonra üzerimde bulunan külotu da indirmek zorunda kaldım. Domaltıp her tarafıma baktılar. Ardında giydiğim takım elbiseyi paramparça edip kontrol ettiler. Takım elbisem artık giyilebilecek bir halde değildi. Mecburen üzerimde bir eşofmanla dışarıya çıkacaktım.

     İdarenin olduğu bloka doğru başka koğuşlardan benim gibi tahliye olan on-on beş kişiyle beraber yüzümüz duvara dönük bir saate yakın bekletildik. Meğer Binbaşı bekleniyormuş tahliyelerimizi imzalamak için. O gece binbaşı gelmeyince. Tahliyelerimiz pazartesi gününe kalmıştı. Tahliye olan on beşe yakın kişiyi alıp tecrit dedikleri hücrelere götürdüler. Pazartesi gününe kadar burada kalacaktık.

      Hücreler daracıktı. Yan yana ve bir sıra boyunca uzanıyordu. İçeride kapısı olmayan, suyu akmayan bir tuvalet, kokudan ve pislikten geçilmez bir haldeydi. Yerde paramparça olmuş kirden rengi dahi belli olmayan bir battaniyenin dışında hiçbir şey yoktu.      

      Hücredekiler direnen tutsaklardı. Kürtçe şarkılar ve marşlar gece boyunca söyleniyordu. Hücreden hücreye sohbetler ve mücadeleyi anlatan ajitasyonlar bize ayrı bir ruh vermişti sanki…

       Sabah elinde jop ve kalın sopalarla içeriye bir grup asker girdi ve yüksek sesle:

---Aranızda Yahudi varmı? Dedi. Derin bir sessizliğin ardından yan hücrelerden birinden bir ses geldi:

---Evet ! ben Yahudiyim! Dedi. Hücresini açtılar. Uzun boylu zayıf ve esmer biriydi. Gerçek ismini çok az insan biliyormuş. Sonradan öğrendiğimiz kadarıyla kendisine yiğit kişiliğinden dolayı oradaki tutsaklar Eliyê Yunus diyorlarmış. Bu tutsağı sopa darbeleri ile bayıltıncaya kadar işkence ettiler. Adamdan bir “Ahhh!” sesi dahi çıkmadı. Sanki cansız bir eşyaya vuruluyor gibiydi. Bir müddet yerde baygın yattı. Ardından su dökerek ayılttılar. Gülümseyen bir yüz ifadesi ile önümüzden geçirilip hücresine koyup gittiler. Oradaki tutsaklardan öğrendiğimiz kadarıyla, Her gün bunlar oluyormuş. Yani askerler : “Aranızda Ermeni var mı?” dediğinde Eliyê Yunus çıkıp : “Ben Ermeniyim!” diyormuş. “Aranızda Kürt var mı?” ya da  “Alevi var mı?” veya “Süryani, Asuri, Keldani, Komünist var mı?” dediklerinde Eliyê Yunus ortaya çıkıp “Ben Aleviyim!, ben Süryaniyim!, ben Asuriyim!, ben Keldaniyim!, ben Komünistim!” diyormuş. Her seferinde “Ahh !” bile demeden  işkencenin ve vahşetin akıl almaz yöntemleri bedeninde deneniyormuş.

       Öteki gün günlerden Pazar… askerler, üzerlerinde eşofmanlarla bulunduğumuz yere geldiler. Bu kez :

---Aranızda sünnetsiz olan var mı? dediklerinde. Eliyê Yunus’un bildik aşina sesi tekrar duyuldu.

---Evet ben varım ! dediğinde askerlerden biri:

---Yalan söyleme lan sen sünnetsiz değilsin ! dedi.

 

    Eliyê Yunus :

---Tamam siz tanışıyorsunuz ama belki aranıza yeni katılanlar var onlar henüz tanışmamışlardır diye söyledim. Dediğinde bütün hücreleri tutsakların kahkahaları sarmış ve askerler gerisin geriye gitmişlerdi.

     Pazartesi günü gece askerler bizi tekrar idarenin olduğu bloka götürdüler. Tahliyelerimiz imzalanmıştı bu kez. Esat Oktay Yıldıran zebanisinin uzunca bir nutkundan sonra toplu olarak İstiklal Marşı ve Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi okutulup dışarıya doğru götürüldük. İçimde bir korku ve endişe vardı. Çünkü tahliye olup cezaevi kapısından tekrar sorguya alınanları duyuyorduk. Nihayet kalabalık bir insan grubunu cezaevinin kapısında beklediğini gecenin karanlığında fark ettiğimde sevinmiştim. Ağabeyim ve annem bekliyorlardı. Benimle aynı davadan yargılanıp tahliye olan Kızıltepeli bir arkadaşımla beraber anneme ve ağabeyime sarılıp telaşlı bir şekilde oradan uzaklaşmak istedim. Ağabeyime: “Çabuk bir taksi tut hemen uzaklaşalım buradan” dedim. Ağabeyim taksiyi tutup bindiğimizde bile kendimi güvende hissetmiyordum. Bir ara ağabeyim bana: “Dönüp cezaevine dışarıdan bir baksana” dediğinde ben bir türlü dönüp de bakamadım.

      Eve vardığımızda bütün aile beni bekliyordu. Babamın sorularına cevap verirken “Komutanım” demem herkesi güldürüyordu. O gece banyodan sonra deliksiz bir uyku çektim. Sabah babam namaza kalkıp sobanın üzerinde abdest için ısıtılmak üzere bıraktığı ibriği aldığında çıkan sesi ben koğuş kapısının açılırken çıkardığı ses sandım ve sıçradım, ardından avazım çıktığınca bağırıp: “Beşinci koğuş emir ve görüşlerinize hazırdır komutanııımmm!!” dediğimde bütün aile sesime uyanmıştı. Ağabeyim ve yengelerim gülmüştü ancak, babamın salonda anneme kürtçe :

---Welle Xanım Ezo din buye. Wi din kırın û bı ser me şandın ! (Walla hanım bizim Ezo delirmiş, onu delirtip üzerimize attılar) dediğinde bu kez bizim evde kahkaha tufanı kopmuştu.

-Bitti-

YORUMLAR - YORUM YAZ - YAZIYI YAZDIR      

Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. Bu yazı için ilk sözü siz söyleyin!

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR
SONDAKİKA HABERLER!
SON DAKiKA
YAZARLAR     ÇOK OKUNANLAR
Ahmet AY
İzzettin İÇİN
Mehmet KARABAŞ
Sebgetullah SEYDAOĞLU
Ergün GÜÇLÜ
Recep ACAY
ÇOK OKUNAN HABERLER

ANKET :
milhaber mil
Reklam - İletişim - İnsan Kaynakları - Yayın İlkeleri - MOBİL
Tüm Hakları Saklıdır © 2004-2011 - İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.