AK Parti Diyarbakır İl Başkanı Halit Advan, Demokratik Açılım Projesi’nde sürecin devam ettiğini söyledi ve ekledi: Bir günde devrim yapamazsınız. Hukuki ve sosyolojik vakalara çözüm bulmada ani kararlar verilemez. Bu bir süreç ve haliyle aşama aşama işliyor.
Haber Merkezi
Türkiye’nin en büyük kamburunu Kürt sorunu oluşturuyor. Cumhuriyet tarihinden bu yana çıkan her ayaklanma askeri yöntemlerle bastırıldı. Ülke tarihinde ilk kez bu sorunun demokratik yollarla çözümü dillendirildiğinde tarih 10 yıl öncesiydi. AK Parti hükümeti ile başlayan süreç, bugün aşama aşama sürdürülüyor. Kürtçe konuşmanın hane içinde bile yasak olduğu karanlık dönemler geride kaldı. Bölgede katı uygulanan yasalar bugün yok. Devlet televizyonunda 24 saat Kürtçe yayının yapıldığı bir süreci yaşamaya başladı Türkiye. Ülkenin yaşadığı değişime öncülük eden AK Parti’nin Diyarbakır İl Başkanı Halit Advan ile Kürt sorununu konuştuk. Sorunun tarihsel sürecinden askeri darbelerin soruna etkisine, Demokratik Açılım Projesi’nden Yeni Anayasa çalışmalarına kadar biz sorduk, İl Başkanı Advan yanıtladı.
Kürt sorununu tarihsel süreç içerisinde nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Kırk milyon insanın mensup olduğu bir yapıdan söz ediyoruz. Dört devletin vatandaşları olarak geniş bir coğrafyaya yayılan bir gerçeklik var. Kürtler her bölgede ayrı sorunlar yaşıyor. Mesela Suriye Kürtlerinin vatandaşlık hakları bile yok. Irak Kürtleri zorlu bir sürecin ardından federal yapı ile birlikte çözüm sürecine girdi. Türkiye’de ise ayaklanma ve buna karşın güç kullanımının uygulandığını biliyoruz. 1925 Harekatı ve İstiklal Mahkemeleri Cumhuriyet tarihinde öne çıkan ilk olay. Tabi burada iki farklı gerekçe var. Birincisi İslami hassasiyetler, ikincisi Kürt varlığının tanınmayışı. Askeri Harekat ve Şeyh Sait’in idamı ile başlayan süreç ile birlikte 1930-31 Ağrı, 1937-38 Dersim olayı tarihi hafızaya kazandı. Bu olayların sonunda birçok Kürt vatandaşı hayatını kaybetti. 1950’li yıllardan sonra Demokrat Parti döneminde Kürtler siyasete girmeye başladı. 1960’lı yıllarda Kürt sol siyaseti gelişti ve Kürt gençleri siyasete ısındı. Ancak 1960 ve 1971 muhtıraları Kürtlere zarar verdi. Yassıada süreci Kürtlerin siyasette önde gelenlerini tecrit etti.
1980 askeri darbesi ülkedeki kaos ortamı gerekçe gösterilerek yapıldı. Darbeyle birlikte büyüyen Kürt sorununda yapılan en büyük yanlışlık sizce neydi?
-1980 Askeri Darbesi sonrası özellikle bölgede ciddi kayıplar yaşandı. Kürtlerin direncini kırmak için bilinçli bir süreç uygulamaya koyuldu. Bu yıllarda devlet bölge üzerinde ciddi bir yapılanmaya girdi. 80’li yılların ortalarında PKK örgütünün terör eylemleriyle birlikte sıkıntılı süreç başladı. Devlet, bölgede yaşayan vatandaşlara yardım yatakçı algısı ile yaklaşarak olayların büyümesinde fitili ateşledi. Süreç 1993’e gelindiğinde özellikle Tansu Çiller hükümeti döneminde köy boşaltmalar başladı. Bu süreçte bölgede 3 bin 428 köy ve mezra boşaltıldı. Köyler boşaltılarak PKK’nın direnci kırılmak istense de buna rağmen PKK eylemleri artarak devam etti.
AK Parti’nin siyaset sahnesine çıkmasıyla kalıplaşmış algılar yıkılmaya başladı. Kürt sorununun çözümü için de beklentiler haliyle büyüktü. AK Parti bu beklentileri karşılayabildi mi?
-2002 yılında AK Parti iktidarı ile birlikte kalıplaşmış zihniyet yıkım sürecine girdi. Yerinden yurdundan göçertilmiş vatandaşlarımızın zararlarının karşılanması için 5233 sayılı yasa çıkarıldı. Bu yasa ile vatandaşlarımız zarar tanzimi için müracaatlara başladı. Bu güne kadar bu yasa kapsamında 25 katrilyon ödeme yapıldı. Yasaya Diyarbakır’dan 52 bin kişi başvurdu ve 650 milyon TL ödendi. Zararların giderilmesi çözüm için yetti mi diye soracak olursanız yetmedi tabi. Ancak parti olarak çözüm yolunda önemli adımlar attık. Bölge insanının iktidara geldiğimizde öncelikli beklentisi OHAL’i kaldırmamızdı ve bunu yaptık. İşkenceye sıfır tolerans göstererek işkenceyi bitirdik. Faili meçhuller dönemi bizimle birlikte son buldu. Kürtçe konuşmanın yasak olduğu bir ortamda bu yasağı kaldırdık. Kürtçe propaganda yasağı vardı ve bunu da kaldırdık. 2011 seçimlerinde Kürtçe şarkılarla propagandamızı yaptık.
Demokratik Açılım Projesi önemli bir dönemeçti. Açılıma umutla bakanlar devamının gelmediğinden yakındı. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Başbakanımız 2005 yılında Diyarbakır’da ciddi bir irade ortaya koyarak sorunu sahiplenmişti. 2011 beyannamemizde de çözüm irademizi ortaya koyduk ve önemli adımlar attık, atmaya da devam ediyoruz. Bunu TRT’de yapılan yayınlarla görebiliyoruz. Üniversitelerde enstitüler kuruldu. Kürt dili önünde bir engel kalmadı.Demokratik Açılım Projesi bir süreçtir. Büyük sıçramaların hemen beklenmesi yanlıştır. Hukuki ve sosyolojik vakalara çözüm bulmada ani kararlar verilemez. Açılım sürecine son vermedik, süreç devam ediyor. TRT ŞEŞ ile yasaklı dil yayın hayatına girdi. Devlet bu kanal ile Kürt kültürünü ve varlığını kabul etti. Burada yanlış olan algı şu; çözüm hemen bekleniyor. Bir bebek bir günde doğup bir günde büyümüyor. Bir öğrenci bir günde üniversiteyi bitirip meslek sahibi olamıyor. Bir günde devrim yapamazsınız. Bu bir süreç ve haliyle aşama aşama işliyor.
Kürt dilinin önündeki engellerin kalktığını söylediniz. Ancak KCK davalarında Kürtçe savunma yapılamıyor. Bir hukukçu olarak bu konuda sizin kişisel kanaatiniz nedir?
-Kürtçenin sıkıntılı olduğu tek alan şuan yargı sürecinde yaşanıyor. Özellikle devam eden KCK davasında sıkıntı had safhada. Mahkemelerde Türkçe bilmeyenler için tercüman atanıyor. KCK davalarına bakan mahkeme, Kürtçe savunmayı kabul etmemesinin nedenini özel gerekçeye bağlıyor. Mahkeme, sanıkların önceki ifadelerini Türkçe yaptığı gerekçesiyle Kürtçe savunmayı reddetti. Bir hukukçu olarak benim kişisel kanaatim şu; Kişi hangi dilde istiyorsa savunmasını yapabilmeli.
Habur süreci çözüm yolunda önemli bir gelişmeydi. Süreci her siyasi parti farklı okudu ve sonrasında çözüm rüzgarı terse döndü. Sizce burada yapılan temel yanlış neydi?
-Bu süreçte partimize birçok eleştiri yapılsa da süreç hükümet tarafından iyi okundu. Mahkemelerin Diyarbakır’dan Habur’a taşınması iyi niyet göstergesiydi, gelenlerin yargılaması hızlı bir şekilde yapıldı ve serbest bırakıldı. Süreci Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) iyi yönetemedi. Ülkenin batısında haliyle farklı hassasiyetler vardı. Bunlar göz ardı edildi. Habur girişi zafer kazanılmış edasıyla propagandaya dönüştürüldü. Şayet birtakım hassasiyetler göz önüne alınabilseydi süreç çok daha farklı işleyebilirdi. O günden bu yana gelinen bir süreç var. Çözüm irademiz ortada. Ancak, çözümün önünde tabiki en büyük engel dün olduğu gibi bugün de şiddet. Şiddet propaganda aracı olmaktan çıkmalı. Şiddet ortadan kalktığı zaman hukuk ve demokrasi daha rahat cereyan edecek. BDP bu anlamda öne çıkmalı ve katkı sunmalı.
AK Parti siyaset sahnesine çıkmadan kapatılan Kürt partilerinin devamı olan BDP Kürt sorunda tek muhataptı. Ancak çözüm sürecinde dışlanan bir parti algısı oluştu. Siz bu algının doğru olduğuna inanıyor musunuz?
-Kürt sorunu tek başına BDP’nin sorunu değil. Kürt sorununda birçok aktör var. KADEP, HAKPAR gibi Kürt partileri var. Bunun yanı sıra birçok sivil toplum kuruluşu bu anlamda soruna muhataptır. Böyle bir yapıda BDP’yi tek muhatap görmek yanlış olur. Kürt sorunu ülkenin sorunu ve dolayısıyla bütün partiler burada muhatap. BDP’nin Kürtlerin tek temsilcisi olarak görülmesi doğru değil. O algı toplumun önemli bir kısmını dışlamak anlamına gelir ve yanlış olur. BDP saygıdeğer bir partidir. 2 milyonun üzerinde oy alan BDP’nin bu konuda çözüm önerileri dikkate alınmalı. Asıl önemli nokta, BDP ne kadar siyaset yapabiliyor buna dikkat etmek gerekir. Kendi iç sorunlarından dolayı rahat siyaset yapamıyorlar.
Yeni anayasa çalışmaları var. Hazırlanan anayasa Türkiye’nin yaşadığı sorunlara kökten çözüm olacak mı?
-12 Eylül 2010 tarihinde çok önemli bir adım atıldı. Öncelikli taahhüdümüz sıkı bir anayasaydı. Yöntem belirlemek için çalışmalar yapıldı. Kurulan Anayasa komisyonu 55 bin farklı guruptan görüş aldı. Bu komisyonda eşit temsil önemliydi ve esnek davranarak partilerden aynı sayıda üye temsiliyetini sağladık. Bu çalışmada muhatapların tamamının aynı esnekliği göstermesi gerekiyor. Biliyorsunuz 12 Eylül referandumunda bu partiler değişikliklerin geçmemesi için var güçleriyle mücadele ettiler. Bölge halkı için BDP’nin de en az AK Parti kadar gayret göstermesi lazım. Bu böyle olduğu sürece önemli aşamalar kat edilir. Demokratik Türkiye’yi birlikte kucaklamak istiyoruz. Tarafların uyumu ve desteği önemli. Kazanan herkes olacak. Partilerin bu anlamda atacağı adımlar çok önemli ve lehlerine olacak. Demokratik topluma sorunlarımızı aşarak eriştiğimizde pay sahibi olanlar tarihe not düşülecek. Tabi sabırlı olmak gerekiyor.