Ayının huyu ile ilgili epey görüş var insanlar ara¬sında. Ayı nasıl bir hayvandır?
Ayının huyu ile ilgili epey görüş var insanlar ara¬sında. Ayı nasıl bir hayvandır? Aynı şehir efsanele¬rinde olduğu gibi herkes ayının huyunu kendine gö¬re yorumluyor. Kimisi böyle diyor kimisi de şöyle di¬yor. Ama minimum düzeyde bir görüş birlikteliği vardır.
O da şudur: Ayı huysuz bir hayvandır!
Bununla ilgili bir çok fikra ve hikaye var. Onlar¬dan birisi şöyledir: iki kafadar ayının huyu ile ilgili derin bir tartışmaya dalmışlar. Birisi ayının yumurt¬ladığını söylüyor ötekisi de hararetle ayının yavru doğurduğuna inanıyor. Tartışmadır bu ya, günlerce sürüp gidiyor. Kimse görüşünden vazgeçmek istemi¬yor. Doğru görüş benimkidir diyor her iki taraf...
Halbuki bir hayvan doğa yasalarına göre ya yav¬ru doğurur ya da yumurta yapar!
Akıl ve bilgi ortada yokken tartışma hararetle devam ediyor. Günler geçiyor ama tartışma sonuç¬suz kalmaya mahkumdur... Bu arada iki kafadardan birisi konuyu bir bilge adama götürmek istiyor. Çün¬kü bilge adam bu konuyu en doğru bilen kişidir. İkisi
kendi aralarına anlaşıyorlar ve hemen bilge adamın evine doğru yola koyuluyorlar. Ama tartışma da ha¬raretli bir biçimde hala devam ediyor.
Ayı yumurtluyor diyor birisi, ötekisi buna karşı çıkıyor, hayır ayı kesinlikle yavru doğuruyor! Tartış¬ma yüksek dozda kızışıyor. Bilge adamın avlusunda bile bu tartışma yüksek sesle devam ediyor. Bilge adamda bu kızgın atmosfere tanıklık ediyor.
Durumun nazikliğini çabuk kavrıyor...
Bilge adam iki kafadarı sessizce dinliyor. Her iki kafadar yoğun bir biçimde bilge adamı ikna etmeye çalışıyorlar. Kimse görüşünden vazgeçmek istemi¬yor.
Tartışmaların dozu biraz yavaşlamaya başladığı bir zamanda bilge adam hemen söze başlıyor.
Bakınız beyler diyor; bu ayı gerçekten huysuz bir havyandır! Karakteri belli değildir. Keyfi davranıyor, onu tam olarak bilmek biraz zordur. Hesabına geldi mi yumurtlar, hesabına geldi mi de yavru doğuru¬yor! Ayı böyle bir havyandır!..
Bilge adam temel bir şey söylemeden sorunu ya¬tıştırmaya çalışıyor...
Sonuç yine çözümsüzlük oluyor...
Ayı ile ilgili bu nefis fıkrayı dinlerken aklıma he¬men siyasetin huysuzları geldi! Bu zatı muhteremler bir gün böyledirler, başka bir günde de şöyledirler... Tavırları, görüşleri ve davranışları uyum içinde de¬ğildirler. Bir gün yargı bağımsız olsun derler, ertesi gün yargıya müdahele etmeyi marifet sayarlar! Bir gün laikliği temel ilke olarak kabul ederler, ertesi gün halkın inançları ilgili ahkam kesilirler! Bir gün Avrupa Birliği taraftarıdırlar, ertesi gün tüm kötü¬lüklerin Avrupadan geldiğini pervasızca savunurlar! Bir gün tüm semavi dinlerin kutsal olduğunu ileri sürerler, ertesi gün tüm kötülüklerin Yahudilerden
kaynaklandığını söylerler!..
Velhasili kelam; huysuzluk sadece ayılarda yo¬ktur. İlkesiz siyasetçiler de apaçık huysuz oluyorlar!
Dün dündü bugünde bugündür değil mi? Bu söz¬ler bir dönemin siyasi şifresi oldular değil mi?...
Siyasi literatüre geçen bu ilkesiz tavır, ülkedeki siyasetin omurgasızlığına iyi bir örnektir.
Makyavelli´nin siyaset mektebini kendisine örnek alan bu anlayış, her bağlamda iktidar olmaktan ya¬nadır, her bağlamda iktidarda kalmaktan yanadır. Bunun fiyatı ne ise de, onu olduğu gibi kabullenir. Yeter ki o yerinde kalsın ve iktidar emziği ağzından düşmesin. Çünkü böyle bir siyasi anlayışta açıkçası her şey iktidar düşkünlüğü için yapılır. Sevgi, arka¬daşlık, emek, yetenek gibi temel kavramlar bu bağ¬lamda arka plana itiliyorlar. Siyasetin idealleri, üto¬pyaları, programları, ilkeleri bu bağlamda pek fazla önemli olmuyorlar...
O nedenle de, bir o yana bir bu yana şaşkın şaş¬kın gezerler böylesi siyasetçiler.
Yani kısacası o zaman da siyaset kaba bir biçim¬de huysuzlaşıyor!
Halbuki toplumların kırılma ve gelişme dönemle¬rinde siyasetin daha ilkeli olması gerekiyor. Çünkü siyaset toplumsal tıkanıklıkları aşmak zorundadır. Bu onun temel görevlerinden birisidir.
O halde şunun altını defalarca çizmek gerekiyor: Siyaset arenasında ütopyaların netleşmesi toplu¬mun geleceği açısından hayati bir önem arzediyor. Netleşmeyen siyaset her açıdan laf kalabalığıdır, demagojidir, enerjilerin boşa tüketilmesidir. Şunu iyi biliyoruz; puslu havalarda iktidar kavgası veren si¬yaset, yöntem ve araçlar konusunda dürüst davra-namıyor. Siyaseti hakkı ile yapmayan siyasi aktörler, vatandaşları aldatmaktan ve değerli zamanlarını
çalmaktan başka bir katkı sunmuyorlar. Ahlakı açı¬dan toplumu yaralıyorlar ve siyasi ilişkilerin dejene¬re olmasına yol açıyorlar.
Çünkü siyasi açıdan ahlakı olan davranışlar dü¬şünsel bazda netlik gerektiriyorlar.
O nedenle somut siyasetin alternatif üretmesi gerekiyor, alternatif üretemeyen siyasi eylem ise sen ben kavgasına dönüşüyor. Öyle dönemlerde hi¬lekarlık ve manipulasyonlar ise siyasetin temel bir ilkesi oluyorlar ve siyasette temel amaçlarından böylelikle uzaklaştırıyor...
Dolayısiyie siyaset eyleminin ciddi olması gere¬kiyor. Ciddiyet elbette asık suratlarla, yüksek ses¬lerle, vatan, millet, sakarya nutukları ile, tepeden konuşmalarla sağlanmaz. Ciddiyeti ancak bizler so¬mut siyasi alternatiflerle ve temel ilkelerle sağlaya¬biliriz...
Mesela örgütlenme özgürlüğünü her bağlamda dillendirenler neden Kürtler söz konusu oldu mu he¬men çark ediyorlar? Ortadoğudaki tüm halklar kar¬deştir diyenler neden konu Kürtlere gelince hemen kıvırıyorlar? Filistinliler için dünyanın gürültüsünü koparanlar, sıra Kürtlere gelince neden hep tatile çıkıyorlar? Herkes eşit haklara sahiptir diyenler ne¬den konu Kürtlere gelince amalarla, fakatlarla duru¬mu idare etmeye çalışıyorlar?
Dedim ya siyaset huysuz olduğu zaman, aynı yu¬karda anlatmaya çalıştığım ayının huyuna benzeme¬ye başlıyor. Bilge adamın dediği gibi; ayının canı çektiğinde o yumurtlayabiliyor, hesabına geldiğinde de o yavru doğruyor!
Büyük Tanrımız bizleri böylesi siyasi huysuz ayı¬lardan korusun inşallah!