Diyarbakır son dakika haberleri, Diyarbakır haberleri, Diyarbakır haber, son dakika gelişmeler, Diyarbakır İlçe Haberleri, anlık en taze haberler yer alıyor.
Advert
Diyarbakır OLAY
 İran ve Kanlı Arap Baharı
Mehmet Tanrıkulu

İran ve Kanlı Arap Baharı

Advert

                                        

            Geçtiğimiz günlerde Ortadoğu Keşmekeşliği içinde yaşayan biz Müslümanların yeni bir derdi doğdu. Tamda Suriye’de her şey rayına giriyor dediğimiz dönemde  dışarıdan fitillendiği aşikar olan bir fitne gündemimize oturdu. Neyse ki az ölüm! ve zayiatla fitnenin belki de şimdilik üstü kapanmış oldu. Bu fitne İran’ın Kirmanşah Kentinde ‘Hayat Pahalılığını’  protesto ederek başlayan olaylar silsilesiydi. Olaylar 3 gün içinde rejim karşıtı gösterilere dönüşmüştü. Hemen akşamında en büyük fitnenin başı olan ABD başkanı Trump, İran halkını desteklediklerini deklare etmiş ve herkesin aklını kemiren tartışmalar baş göstermişti. Acaba İran karmaşasında hangi tarafta saf tutmak doğruydu. 6-7 yıl boyunca Hizbullah’la bir olup Suriye iç savaşının daha da kanlı geçmesine  sebep olan İran tarafında durmak mı doğruydu? Yoksa alenen dünyaya meydan okuyan, fitneyi ben başlattım daha sonra sıra size de gelecek diyen  ve yıllardır Afganistan’da, Irakta ve daha bir çok yerde Müslümanların kanını emen ABD tarafında durmak mı doğruydu?

           Doğrusu bazı dostlarımdan duyar gibiyim;

          - Hocam dediğiniz olay fitne mi?  yoksa hakkın tecellisi mi? İran değil mi İslam ülkelerinin içine asıl fitneyi koyan? diye…

            Öncelikle şunu söyleyeyim sakın kolaya kaçıp size her muhalif düşünene şucu, bucu, ‘İrancı’ deyip konuyu kapatmayın. Böyle kestirip olayı kapatmanızı kabul etmem, haberiniz ola. ABD ile İran’ı aynı kefeye koymanıza insaf! derim ve sonrada birkaç kelime eklemek isterim. Olaylara tek taraflı bakmamak adına dilerseniz filmi biraz geriye sarıp bir zamanlar davul zurnayla dünyanın takip etmeye başladığı ‘’Arap Baharı’’ ismi  ile adlandırılan Kanlı Baharın fitilini ateşleyen Tunus’u hatırlamak gerekir. 17 Aralık 2010 yılında  ‘Hayat Pahalılığı’ nı protesto eden bir gencin kendisini yakmasıyla olaylar başlamıştı. Tunus iyice karışıp kavrulduktan sonra Libya ateş yerine döndü. Elektrik, su, doğalgaz ve eğitimin ücretsiz olduğu, benzinin 20 kuruş olduğu Libya’nın lideri Kaddafi, önce dünyanın en büyük diktatörü ilan edildi, sonra da ülkesi yakılıp yıkıldı. Kendisi de hepimizin hatırlayacağı gibi bir menfezde yakalanıp görüntüleri servis edildikten sonra onuru iyice zedelenmiş bir şekilde öldürüldü. Sonra sıra Mısıra geldi. 25 ocak 2011’de Mısır’ın en büyük meydanı olan Tahrir Meydanında yüz binler toplanmaya başladı. Gün geçtikçe kalabalıklar daha iyi organize olup milyonları aştı. Nihayet 11 Şubat 2011’de Hüsnü Mübarek’in istifasıyla İhvan’ın ‘kansız devrim’ politikasına yaraşır şekilde ‘halk devrimi’ gerçekleşmiş oldu. Muhammed Mursi, Mısır’ın ilk sivil cumhurbaşkanı seçildi. Her şey güzel giderken Sayın Mursi’nin  Şeriat temelli devlet yönetimini ima etmesi ve kimi uygulamalarda geleneksel devlet bürokrasisiyle ters düşen kararlar alması sonucu Batı hemen onu karalamaya ve iktidardan indirme oyunlarına başladı. Nihayetinde batının istediği devlet yönetiminin tamamıyla teslim olması beklenirken. Mursi ve yönetiminin esareti kabul etmeyip gerçek anlamında hürriyet yolunda ilerlemesine tavır alan ABD ve Avrupa, 2013 yazında büyük ölümler ve trajik olaylarla Mursi yönetimini askeri bir darbeyle uzaklaştırdı. Böylelikle İhvan üyelerine yönelik yüz binlerce tutuklama ve idam süreci başladı. Maalesef ki idam kararlarının günümüzde de devam ettiğini görmekteyiz.

        Biz Müslümanların yaraları henüz kabuk tutmamışken o dönemlerde Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri ve Lübnan gibi ülkelerde çeşitli eylemler yapılsa da hükümetlerin sosyal rüşvetleriyle o ülkelerdeki protestolar sükunetle sonuçlandırıldı.

       Ancak bir ülke vardı ki tüm provakatif eylemlere sonuna kadar açık olan, baba Esad’ten hatırladığımız Hama katliamı gibi büyük katliamları hiç gözünü kırpmadan yapabilen, Beşar Esad ile imtihan içinde mazlum bir halkın yaşadığı, komşumuz Suriye’ydi.

       15 Mart 2011 yılından bu yana 500 bin ölü, 117 bin kayıp ve 6.5 milyon insan da yerinden göç etmek zorunda kaldı. Yukarda verdiğimiz rakamlar maalesef resmi ve kimi sivil toplum kuruluşlarının tahmini verileridir. Küçük bir deprem veya bina göçünde bile resmi rakamların dışında ölü sayısının kat be kat arttığına şahit olmuşuzdur. Peki 7 yıldır süre gelen Suriye savaşının ölü, yaralı ve kayıp sayısı, sizce bu verilen rakamların iki katı değil midir? El Halep’i gibi kaç çocuk uçaklarla vurulan molozların altında kaldı acaba? Aylan bebek gibi yüz binlerce can Akdeniz’de mülteci bedeniyle soğuk sularda kaybolmadı mı?

          Savaşlar tarif edilemeyecek acıları içinde bulundurur. Batı, Ortadoğu Coğrafyasını bir domino etkisi gibi birbirine bağlama gayreti içindeyken biz nasıl olurda ABD- İran savaşına razı oluyoruz? Neymiş efendim ‘’ iki düşman ülke birbiriyle savaşarak körelir ,bizlerde nihayetinde İslami ve insani zafere ulaşmış oluruz.’’ Sizleri insafa davet ediyorum. En küçük bir savaş ihtimalinde yüz binler hatta milyonlarca Müslüman katledileceği aşikardır. Hem ne malum ki savaşın sonunda İran rejimi tıpkı Esad gibi ayak diretip savaşı kazanmaz. Dostlarıma şunu da hatırlatmak isterim ki; Bu kirli savaşlar ve planlar sonucu bir gün İran düşerse, biliniz ki sıradaki domino taşı Türkiye’dir. Kısaca hepimizin içinde bulunduğu gemidir. Yemen’deki savaş en çirkin haliyle Suudiler ve İranlılar arasında devam ederken ortada açlıktan veya mermiden ölen zavallı insanlar dışında  Suudi Vahabiliği veya İran Şiası hiç zarar görüyor mu? Elbette ki hayır.Kısa süre önce Donald Trump, Suud Kralı Selman ve Katil Sisi Riyad’ta görüştüler. Sihirli ve sinsi kürenin başında verdikleri poz esasında Ortadoğu’da yeni kirli ittifakların ve ölümlerin habercisiydi. Nihayetinde bugünlerde İsrail, Mısır ve Suudilerin Ortadoğu’daki ittifakı konuşuluyor. İsrail bir çıban gibi Müslümanların kardeşliğini zehirlerken bizin şer güçlerein değirmenine su taşımamamız gerekir. Kısaca her savaşın kaybedeni çocuklar, kadınlar ve yaşlılardır. İdeolojiler ise bu zavallıların kanıyla geçinen vampirlerdir. Varsın yüzyıllarca Şialık kendi çapında devam etsin. Yeter ki mazlum Müslümanların onurları kırılıp denizlerde boğulmasın. Avrupa’da namusları satılmasın, çöllerde açlıktan ölmesin, Deaş gibi katil sürüleriyle dünyayı müslümana güldürmesin…

 

                                                                                        Selam ve dua ile…

                                                                                   

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Şanlıurfa’da devrilen hafif ticari araçtaki 3 kişi yaralandı
Şanlıurfa’da devrilen hafif ticari araçtaki 3 kişi yaralandı
Şanlıurfa’da 1 milyon kitabın dağıtımına başlandı
Şanlıurfa’da 1 milyon kitabın dağıtımına başlandı