e AYNI ÇATI ALTINDA Diyarbakır son dakika haberleri, Diyarbakır haberleri, Diyarbakır haber, son dakika gelişmeler, Diyarbakır İlçe Haberleri, anlık en taze haberler yer alıyor.
AYNI ÇATI ALTINDA

AYNI ÇATI ALTINDA

i

 

Aynı çatı altında oturup kalkan, nefes alan, yaşayan kişilerin toplamına aile denir. Peki aile olmak sadece aynı çatı altında aynı havayı teneffüs etmek midir?  Yahut aynı evde olduğumuz bu en kıymetlilerimizle-ki en kıymetlimiz olmasa en mahrem yerimiz olan evimizde onlarla bir arada bulunmayız-oturup kalkma ve nefes alma dışında yaptığımız ortak bir şey var mı? Ortaklıklarımız arttıkça aile olma iddiamız güçlenir. Azaldıkça iddiamız azalır. Tanımdan hareketle şöyle bir soru soralım; beraber yaşıyor muyuz aynı evi paylaştıklarımızla? Eskiden neydik şimdi ne olduk da bu soruya net cevap vermeyecek kadar kafalarımız karışık? Evet aynı havayı teneffüs ediyoruz ama aynı hayatı yaşıyor muyuz aile olduğumuzu iddia ettiğimiz insanlarla?  Tabi ki hayır.

Aynı havayı teneffüs ediyoruz ama beraber yaşamıyoruz. Çünkü insanın yaşaması sadece nefes almasına bağlı değildir. İnsan nefes alıp vererek sadece canlı kalır. Biz de nefes alışlarına canlı oluşlarına aldanarak yaşayıp yaşamadıklarına bakmadık. “Aynı hayatı mı yaşıyoruz?” sorusu hiç gelmedi aklımıza ve hiç merak etmedik. Sevdiklerimizin gözlerindeki sevinci kaçırmamakla, bir hafta boyunca yayınlanmasını beklediğimiz diziyi kaçırmamak arasında tercih hakkımız olsaydı acaba hangisini seçerdik? Aynı çatı altında bize hayran hayran yönelen bakışları kaçırmamakla, sosyal medyada paylaştığımız ve belki de hiç karşılaşamayacağımız takipçi yalan balonunun bir bölümü olan yabancıların beğenilerini kaçırmama arasında tercih hakkımız olsaydı hangisini seçerdik? Bir gününün tamamını ya da büyük bir bölümünü harcayarak hazırladıkları dört başı mamur sofranın güzelliğini takdir etmeyi kaçırmamakla, yine yabancıların paylaştığı sofra fotoğraflarına bakarak hazırlayanları takdir etmeyi kaçırmamak arasında tercih hakkımız olsaydı hangisini tercih ederdik? Elbette ki birinci şıkkı tercih ederdik. Ama maalesef böyle bir tercihi yapma şansı verilmedi bize? Hep ikincisi dayatıldı, sevimli gösterildi, ikincisine yönlendirildik. Bundan ötürü hiç farkında olmadan çoğunlukla ikincisini tercih ettik. Yine bundan dolayı sadece nefes alıp verdik, aynı çatı altında olduklarımızla. Merak edemedik, akıl edemedik bizimle yaşayıp yaşamadıklarına bakmayı. Böyle olunca kayıp gittiler elimizden. Kıymetini bilmediğimiz hayran bakışlar başkalarına yöneldi, başkalarıyla paylaştılar sevinçlerini aynı çatı altında yaşadıklarımız, başka sofralarda daha çok haz almaya başladılar aile bildiklerimiz. Sonra doğal olarak birbirimize yabancılaştık. Ardından da bu yabancılaşmanın sebebinin farkında olmadan, merak etmeden sitem ettik. Hâlbuki bu yabancılaşmaya zorlandığımızı, yönlendirildiğimizi bize sevimli gösterildiğini bilseydik bu sebeplerin farkında olur bunları hayatımızdan çıkarırdık.

Ahh Ne Kadar Masumuz!

Elimizden kayıp giderken sevdiklerimizle bir arada yaşama nimeti, bilincimiz yerindeydi. Bilerek ve isteyerek seçtik bu kaybı. Kader inancımız bunu gerektiriyor çünkü. İnsan yanlışa, hataya zorlansa da irade gibi bir kalesi var. Bizzat kendisi yanlışla doğru arasında tercih yapma hürriyetine sahip ve hiç kimse bu hürriyeti almaya yetkili değil. Anlayacağınız bu yabancılaşmayı biz tercih ettik. Bizim tasvip etmediğimizi hiç kimse bize zorla dayatamaz.

Nasıl Tercih Ettik Bu Yabancılaşmayı?

Sofralarımız mesela. Eskiden aynı sofradaydık her akşam. Şimdi aynı sofrada bir araya gelmek ne mümkün? Tabağını mutfaktan alan ya televizyonda yarım kalan programının başına, ya da bilgisayarında kalan oyununu tamamlamaya geçiyor. Sofrada olan bile telefonunun ekranıyla olan göz temasını kesmeme uğruna etrafıyla olan bağını kesiyor. Tercihlerimiz yoktu, seçeneklerimiz yoktu eskiden sofrada herkes ne bulsa onu yiyordu. Şimdi yaşa göre değişiyor yemek tercihleri.

Giyim kuşam tercihlerimiz değişti. Eskiden bir elbiseyi iki kardeş beraber giyiyordu. Şimdi birinin beğendiğini diğeri beğenmiyor. İletişim şekillerimiz ve kanallarımız değişti. Birbirimizin yüzüne bakmadan iyi olup olmadığımızı sormaya haya ederken, telefonla hal hatır sormakla yetinmeye başladık. Artık birbirimizin yüzüne bakmadan bir şeyler istiyoruz birbirimizden. Su isterken yüzüne bakmadan istiyoruz çocuğumuzdan, o da suya sadece üzerimize dökülmesin diye bakıyor belki de. Çünkü telefonun, bilgisayarın ya da televizyonun ekranı daha sıcak gelmeye başladı. Eskiden kazanılan bir kuruşla on kişi doyarken şimdi kazanılan yığınla para bir çatının altındakilerin taleplerini karşılamaya yetmez oldu.

Yediklerimiz, giydiklerimizle ilgili son günlerde şu cümleyi dilimize dolar olduk. Her şeyimiz var ama bereketimiz yok. Yediklerimiz, içtiklerimiz ve giydiklerimiz bizi birbirimize bağlayacakken birbirimizden ayırır oldu. Her nimetin şükrü onun cinsinden ise, evimize giren nimetlerin şükrü de bizim o nimetleri gönderene (c.c.) muhabbetimiz ve evimizde yaşayanlarla bağımızı kuvvetlendirmektir. Şükrü ihmalimiz nimetteki bereketi ortadan kaldırdı.

Peki Bu Bizim Kaderimiz Mi?

 Hz. Ömer’in (r.a) Veba salgını kaderinden sıhhat kaderine kaçış tercihini hatırlayalım. “Allahu Teala’nın (c.c) bir kaderinden diğerine kaçıyorum.” Bizim kaderimiz mi sorusuna bu özlü sözün ışığında cevap verecek olursak rahatlıkla şunu söyleyebiliriz. Aynı çatının altında yalnızlaşmaktan, aynı çatı altındakilerle muhabbeti kuvvetlendirmeye kaçmak olmalı kaderimiz. Ailemize yabancılaşmaktan uzaklaşıp onlarla bir yaşamı paylaşmaya yönelmeliyiz.

Nerden Başlasak Acaba?

Evvela aynı sofrada bir araya gelmek güzel bir başlangıç olur. Ama aynı sofraya sadece bedenlerin oturması değil kasdettiğimiz, etrafta başka hiçbir iletişim aracı olmadan sofrada bulunanlarla doğrudan iletişime geçmek. Ekmeği isterken yüzüne bakmak çocuğumuzun eşimizin. Herkesin, hazırlanan yemeğe  razı olup farklı bir şey istememesi, yemeği pişireni takdir etmesi. Belki garip gelebilir ama eğer yapılabiliyorsa sadece bir defalığına mahsus da olsa bütün aile fertlerinin bir tabağa kaşık sallaması. Hijyen falan diyeceksiniz belki ama çocuklarımızı teslim ettiğimiz yapaylıkların hangisi hijyenik. Tablet mi, bilgisayar mı telefon mu?  Dört başı mamur bir sofrada oturmak, beraber yaşamaktır, hayranlıklarımızı, muhabbetlerimizi, sevinçlerimizi birbirimize yöneltmektir, aile olmaktır.

Beraber oyunlar oynamakla devam edebiliriz. Tabletin, telefonun, bilgisayarın yapay oyunlarına beraber oynayacağımız çocukça oyunları yeğleyecek hale getirmeliyiz çocuklarımızı. Bunu yapmak için de onları ciddiye alarak oynamalıyız. Saklambaç oynarken bizi her bulduğunda sarılıp tebrik etmeli, beş taşta bütün taşları her bitirişinde gözlerinden öpmeliyiz. Çocuklarımız sevgi ve oyunla büyür. Oynadığımız oyunlarla bezediğimiz muhabbetimiz onları bize, bizi onlara sımsıkı bağlar. Aile olarak beraber yaşarız aynı çatı altında…

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Başkan Beyoğlu, İstanbul seçimi için destek turunda
Başkan Beyoğlu, İstanbul seçimi için destek turunda
Diyarbakır’da yılın ilk buğday hasadı yapıldı
Diyarbakır’da yılın ilk buğday hasadı yapıldı
diyarbakır evden eve, diyarbakır nakliyat, evden eve diyarbakır, diyarbakır asansörlü nakliyat, diyarbakır şehirlerarası nakliyat diyarbakır evden eve, diyarbakır nakliyat, evden eve diyarbakır, diyarbakır asansörlü nakliyat, diyarbakır şehirlerarası nakliyat diyarbakır evden eve, diyarbakır nakliyat, evden eve diyarbakır, diyarbakır asansörlü nakliyat, diyarbakır şehirlerarası nakliyat diyarbakır evden eve, diyarbakır nakliyat, evden eve diyarbakır, diyarbakır asansörlü nakliyat, diyarbakır şehirlerarası nakliyat diyarbakır temizlik şirketleri alanya evden eve, alanya nakliyat, evden eve alanya, alanya asansörlü nakliyat, alanya şehirlerarası nakliyat