Bu beyaz örtü altında, geçmişin izleriyle dolu bir sessizlik vardır. Zaman zaman çatlayan toprak damlar, yaşamın zorluklarına, insanın doğayla kurduğu uyuma birer tanık gibi durur. Ancak bu çatlaklar, sadece evin değil, aynı zamanda yaşamın da bir parçasıdır. Her bir çatlak, bir hikayenin, bir direnişin, bir yaşamın izini taşır.

Diyarbakır evleri , genellikle iki veya daha fazla katlı olup, taş ve ahşap detaylarla süslenmiştir. Geniş avlular, geleneksel Diyarbakır evlerinin önemli bir özelliğidir. Bu avlular, ailelerin bir araya gelip sosyal etkileşimde bulunduğu, geleneksel törenlerin düzenlendiği ve günlük yaşamın bir parçası olan alanlardır.

Ancak, zaman içinde modernleşme ve şehirleşme süreçleriyle birlikte, Diyarbakır'ın tarihî kerpiç evleri tehdit altına girmiştir. Kent genişlemesi, altyapı projeleri ve yapısal güçlendirme çalışmaları, bu geleneksel evleri koruma açısından önemli bir mücadele ortaya çıkarmıştır.

Diyarbakır'ın kerpiç evleri, sadece mimari yapılarıyla değil, aynı zamanda içerdikleri kültürel ve sosyal değerlerle de önem taşımaktadır. Bu evler, Diyarbakır'ın geçmişini günümüze taşıyan canlı tanıklardır.

Muhammed Recai Arslan Yatılı Erkek Kur'an Kursu'nda Berat Kandili buluşması Muhammed Recai Arslan Yatılı Erkek Kur'an Kursu'nda Berat Kandili buluşması

Utanırım,

   Utanırım fıkaralıktan,

   Ele, güne karşı çıplak...

   Üşür fidelerim,

   Harmanım kesat.

   Kardeşliğin, çalışmanın,

   Beraberliğin,

   Atom güllerinin katmer açtığı,

   Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,          

   Kalmışım bir başıma,

   Bir başıma ve uzak.

   Biliyor musun ?

   Binlerce yıl sağılmışım,

   Korkunç atlılarıyla parçalamışlar

   Nazlı, seher-sabah uykularımı

   Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,

   Haraç salmışlar üstüme.

   Ne İskender takmışım,

   Ne şah ne sultan

   Göçüp gitmişler, gölgesiz!

   Selam etmişim dostuma

   Ve dayatmışım...

   Görüyor musun ?

 

AHMED ARİFA W083001 01

A W518524 06

A W518524 03

A W518524 02

A W518524 04

A W619491 08

A W925760 01

A W983832 05

Kaynak: FIRAT KARAHAN