İTTİHADUL ULEMA Fetva Kurulu, "Hicrî takvimde neden Hazreti Peygamberin hicretinin esas alındığına dair" bilgilendirmede bulundu.

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

İTTİHADUL ULEMA Fetva Kurulu tarafından yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi.

"Hicrî takvim, Hazreti Ömer devrinde devlet tarafından resmen kabul edilmiş ve uygulamaya konulmuştur. Hazreti Ömer devrinde İslam devleti, dünyanın dört bir yanına yayılmış ve tam anlamıyla, her yönden bir devlet hüviyeti kazanmıştır. Ancak tam teşekküllü her devlette ihtiyaç duyulduğu gibi, İslam devletinde de olayların, vesikaların, devlet yazışmalarının, dava ve mahkemelerin tarihlenmesine ihtiyaç duyuldu. Her ne kadar hicretle beraber 16-17 yıl boyunca Müslümanlar, her geçen yıla ayrı isimler vererek bir takvim oluşturmaya çalışıp tarih verme girişiminde bulunmuş olsalar da bu zamanla yeterli gelmemeye başlamıştır. Mesela bir gün Hazreti Ömer'e Şaban ayı vesikalı bir dava getirilmiş, hangi yıl olduğu bilinmemesi sebebiyle Hazreti Ömer: 'Hangi Şaban bu? Bu senenin mi, geçen senenin mi, yoksa gelecek senenin Şaban'ı mı?' diye sormuştur. Mahkemelerde olduğu gibi, devlet içi yazışmalarda da aynı sorunlar baş göstermekteydi. Dönemin valilerinden Ebu Musa el-Eşarî, Hazreti Ömer'e bir mektup yollamış ve mektupta, 'Senden bize, üzerinde tarih bulunmayan vesikalar gelmektedir' diyerek takvim ihtiyacına dikkat çekmiş ve gönderilen vesikalarda tarih bulunmamasının karışıklıklara sebep olduğunu belirtmiştir.

Haziran ayında 53 yılın sıcaklık zirvesi yaşandı Haziran ayında 53 yılın sıcaklık zirvesi yaşandı

Yaşanan bu vb. olaylar neticesinde Hazreti Ömer, istişare heyetini toplamış ve bir takvim olması gerektiği ihtiyacını dile getirmiştir. İstişare heyetinden bazıları takvim başlangıcı olarak Pers, bazıları ise Rum takvimin esas alınmasını teklif etmiş ama Hazreti Ömer'in de içinde olduğu çoğunluk tarafından bu teklif kabul görmemiştir. Çünkü Hazreti Ömer, Müslümanların kendine özel bir takvim başlangıcının olmasını arzu etmekteydi. Devam eden istişareler neticesinde Hazreti Peygamber'in doğumu, bi'seti, hicreti ve vefatı şeklinde dört teklif daha sunulmuştur. Bu alternatiflerden kabul gören teklif, Hazreti Muhammed'in (aleyhissalatu vesselam) hicreti olmuş, doğumu, bi'seti ve vefatı kabul görmemiştir. Çünkü Peygamber Efendimizin doğumu ve bi'setinde senenin belirlenmesinde ihtilaf söz konusuydu. Vefat yılı da Müslümanlara o hüzünlü günün hatırlatılması istenmemesi sebebiyle takvim başlangıcı olarak kabul edilmemiştir (İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, VII, 335-336).

Sonuç olarak, Hazreti Muhammed'in (aleyhissalatu vesselam) hicreti, Müslümanlar için hicrî kamerî yılbaşı olarak kabul edilmiştir. Çünkü hicret, Müslümanların huzura kavuşmasına ve dört başı mamur bir devlet tesis etmesine vesile olan en önemli adımlardan biridir. Nitekim Peygamber Efendimizin (aleyhissalatu vesselam) hicretiyle Müslümanlar, özgürce ibadet edebilecekleri mescitler inşa etmiş, kendileri gibi İslam'a inanların özgürce yaşayabileceği ve İslam'ın kendisinden tüm dünyaya yayılacağı Medine merkezli bir İslam devleti tesis etmişlerdir. Yine hicret, Hazreti Ali'nin dediği gibi, peygamber efendimizin şirk topraklarını terk etmesi sebebiyle de önemli bir yıldır. Öyle ki Hazreti Ömer'in de belirttiği üzere hicret, hak ile batılın arasını apaçık bir şekilde ayırmıştır. Dolayısıyla hicrî kamerî takvim, hicretin 16 veya 17. yılında devlet eliyle Müslümanların resmi takvimi ilan edilmiştir.' 

Kaynak: İLKHA