Günümüzde masa başı çalışma düzeni, teknolojik cihazların yoğun kullanımı ve hareketsiz yaşam tarzı, bel fıtığının görülme sıklığını ciddi oranda artırıyor. Eskiden orta yaş hastalığı olarak bilinen bel fıtığı, artık üniversite çağındaki gençlerde ve 20’li yaşların başında da sıkça görülüyor.
Araştırmalar, bel fıtığına bağlı sinir kökü sıkışmasının dünya genelinde yaşam boyu görülme riskinin yüzde 3 ila 5 arasında olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de ise her dört kişiden birinin son bir yıl içinde bel ağrısı yaşadığı, bu ağrıların önemli bir bölümünün bel fıtığı kaynaklı olduğu ifade ediliyor.
Genç yaşta bel fıtığı alarm veriyor
Uzmanlara göre uzun süre bilgisayar, tablet ve telefon karşısında kambur pozisyonda oturmak, yeterince hareket etmemek, yanlış egzersiz teknikleri ve fazla kilo, bel fıtığının genç yaşlarda görülmesinin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Modern yaşamın getirdiği bu alışkanlıklar, omurga sağlığını ciddi biçimde tehdit ediyor.
Belirtiler hafife alınmamalı
Bel omurları arasında yer alan disklerin zamanla yıpranarak sinir köklerine baskı yapması sonucu ortaya çıkan bel fıtığı; ani ya da giderek artan bel ağrısı, belden başlayıp bacağın arka kısmından topuğa kadar yayılan elektrik çarpması benzeri ağrı, uyuşma, iğnelenme hissi ve kas spazmlarıyla kendini gösteriyor.
Uzmanlar, bu belirtilerin “nasıl olsa geçer” düşüncesiyle ertelenmesinin hastalığın ilerlemesine ve ağrının kronikleşmesine yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
İki haftayı geçen ağrı ciddiye alınmalı
İlaç tedavisi ve istirahate rağmen yaklaşık iki haftadır geçmeyen şiddetli bel ve bacak ağrısında mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği belirtiliyor. Erken tanının, tedavinin başarısı açısından büyük önem taşıdığı vurgulanıyor.
Bel fıtığında risk faktörleri neler?
Uzmanlara göre bel fıtığı tek bir nedene bağlı olarak değil, birçok faktörün birleşmesiyle ortaya çıkıyor. Genetik yatkınlık, yaşa bağlı disk yıpranması, hareketsiz yaşam, yanlış duruş, uzun süre oturma, ani ve ağır yük kaldırma, fazla kilo ve sigara kullanımı riski artıran başlıca etkenler arasında yer alıyor.
Ameliyat her zaman şart değil
Toplumda yaygın olan “bel fıtığı mutlaka ameliyatla tedavi edilir” düşüncesinin doğru olmadığına dikkat çekiliyor. Güncel tedavi yaklaşımlarında, acil durumlar dışında öncelikle fizik tedavi, egzersiz programları ve yaşam tarzı değişiklikleri öneriliyor. Uygun ve düzenli tedaviyle hastaların büyük bir bölümünün günlük yaşamına sorunsuz şekilde dönebildiği belirtiliyor.
Koruyucu önlemler hayati önem taşıyor
Tedavi sürecinin ardından alınacak önlemlerin, bel fıtığının tekrar etmesini büyük ölçüde engellediği ifade ediliyor. Uzmanlar; düzenli egzersiz yapılmasını, ani ve ağır yüklerden kaçınılmasını, doğru oturma ve yatma pozisyonlarına dikkat edilmesini, ideal kilonun korunmasını ve sigaranın bırakılmasını öneriyor.
KAYNAK: İLKHA
