Kalaycılığın Asırlık İzleri Yeraltında Yaşıyor
Han içerisinde yer altında bulunan atölyenin kesin yapım tarihi bilinmezken, üzerinde herhangi bir tarih ibaresinin bulunmaması nedeniyle yaklaşık 300 yıllık bir geçmişe sahip olduğu belirtiliyor. Uzun yıllar boyunca aktif olarak kullanılan bu alanın, geçmişte bakır ve kalay atölyesi olarak hizmet verdiği ifade ediliyor.

“Kalay, Bakırı ve İnsanı Koruyan Bir Alaşımdır”
Kalay ustası Fevzi Gümrükçüoğlu, kalayın Anadolu’daki önemine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Kalay, Anadolu’da günlük yaşamda kullanılan en eski malzemelerden biridir. Aynı zamanda bir kimya terimi olan kalay; gümüş renginde, yumuşak bir maden olup bakır kapların kalaylanmasında kullanılır. Türk mutfağıyla özdeşleşmiş bakır kaplar kalaysız düşünülemez. Kalay, bakır kapların hava ile temasından doğabilecek zararları önler, hem yemeği hem de insan sağlığını korur.”
Sokak Sokak Dolaşan Kalaycılar Vardı
Kalaycılığın bir dönem Anadolu’da günlük yaşamın vazgeçilmez mesleklerinden biri olduğunu belirten Gümrükçüoğlu, “Eskiden kalaycılar sadece dükkânlarda değil, sokak sokak dolaşarak insanların mutfaklarında kullandıkları bakır eşyaları kalaylardı. Talep çok fazlaydı, neredeyse saatlerce çalışır, bırakılan eşyaları sırayla kalaylardık” dedi.
Kışın Tek Göz Odaya Taşınan Tezgâh
Atölyenin yapısal özelliklerine de değinen Gümrükçüoğlu, “Üstü çatıyla kaplı alanda tezgâh ve atölye kısmı vardı, kalaylama işlemleri burada yapılırdı. Kış aylarında ise iç kısımda bulunan tek göz odaya tezgâhı taşıyarak çalışırdık” şeklinde konuştu.

Su Tulumbasıyla Yıkama Yapılıyordu
Yeraltı atölyesinde geçmişte kullanılan su tulumbasının halen yerinde durduğunu aktaran Gümrükçüoğlu, “O dönemlerde su, tulumba yardımıyla elle çekilirdi. Bakır kapların yıkama işlemleri bu tulumba sayesinde yapılırdı. Atölyenin içi tamamen bakır kaplarla doluydu, üst kısma dizerek sırayla kalaylama işlemine alırdık” ifadelerini kullandı.
Diyarbakır’ın Saklı Tarihlerinden Biri
Günümüzde çok eski olması nedeniyle atölyenin depo olarak kullanıldığını belirten Gümrükçüoğlu, “Şimdi çoğunlukla kapısı kapalı olduğu için pek çok kişi burayı bilmiyor. Ancak bu yeraltı atölyesi, Diyarbakır’ın saklı tarihlerinden biri olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor” dedi.

