Yüce Allah'ın mesajını insanlara tebliğle mükellef olan Peygamberlere etmedik eziyet bırakmayan yahudiler, başta Hazreti Zekeriya ve Hazreti Yahya olmak üzere çok sayıda peygamberi şehit etmiş, yalanlamış ve memleketlerinden sürmüşlerdir.

Tarihin farklı dönemlerinde farklı coğrafyalara dağılan yahudiler, yaşadıkları toplumlar tarafından hep dışlanmış ve sürülmüşlerdir. Özellikle Avrupa'da istenmeyen yahudiler, sığındıkları İslam ülkelerinde tarih boyunca en rahat dönemlerini yaşamalarına rağmen bu kavmin en büyük ihaneti Müslümanlara olmuştur.

Zalim israil kavmi ile ilgili merak edilen "Yahudiler kimdir? Tüm yahudiler siyonist midir? Siyonizm ortaya çıkışı nasıl oldu? Kuzey Kıbrıs'ta siyonist yahudi işgali söz konusu mu? Siyonistlerin amaçları nedir? Ne için Kıbrıs'a yerleşiyorlar ve hedefleri nelerdir? Siyonistlerin nihai hedefi nelerdir? Filistin'deki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?" gibi soruları yanıtlayan Araştırmacı Yazar Ali Kaçar, her yahudiyi siyonist olarak kabul etmenin doğru olmadığını, siyonist olmayan yahudilerin de aslında İslâm'dan sapmış ve muharref Tevrat ile uydurulan birtakım kitapları inanç olarak kabul eden kesim olduğunu aktardı.

"Her yahudiyi siyonist olarak kabul etmek doğru değildir"
"Yahudiler kimdir, tüm yahudiler siyonist midir?" sorusuna yanıt veren Kaçar, yahudilerin soyunun; Hazreti Yakup'tan Hazreti İshak'a, oradan da Hazreti İbrahim Aleyhisselam'a dayandığını ve Kur'an-ı Kerim'de "İsrailoğulları" diye bahsi geçen kavim olduğunun altını çizdi.

Yahudiliğin, özellikle Hazreti Yakup'un 12 oğlundan biri olan Yehuda'ya dayandığını ifade eden Kaçar, asıl yahudilik tarihinin Hazreti İbrahim Aleyhisselam ile başladığı rivayetlerine yer verdi. Hazreti İshak ile birlikte kendilerini Hazreti İbrahim'e dayandıran yahudilerin "İbrani" diye anılmalarının da nedeninin bu olduğunu söyledi.

"Bütün yahudiler siyonist midir?" sorusuna açıklık getiren Kaçar, "Siyonizmin ortaya çıktığı tarihten bu tarafa genellikle siyonist olanlar; daha çok seküler, laik bir anlayışı kabul eden, iktidar peşinde olan kesimdir. Bir de ortodoks yahudiler vardır. Bunlar genellikle Mesihi ya da dini anlamda bir yahudiliğin peşindeler. Dini anlamda yahudiliği gündeme getiren kesim aslında siyonizme de taraftar değildir, siyonizme karşıdır. Dolayısıyla her yahudiyi siyonist olarak kabul etmek elbette ki doğru değildir. Hatta bugün gerek siyonist israilde gerekse Amerika'da, değişik ülkelerde siyonist israilin varlığını devlet olarak kabul etmeyen bir hayli yahudi de vardır. Ortodoks yahudiler de vardır. Ama Kur'an-ı Kerim'de belirtildiği üzere kendilerini üstün ırk görmeleri ya da kendilerine ateşin sadece 3-5 gün dokunacağı tarzındaki ifadeleri ile baktığımızda yahudilik, aslında İslâm'dan sapmış ve muharref Tevrat'ın ya da Tevrat adı altında uydurulan birtakım kitapları inanç olarak kabul eden kesimdir. Dolayısıyla her yahudi siyonist değildir ama aynı zamanda her yahudi, muharref Tevrat'ı kabul ettiği için sapkın bir anlayışı kabul eden kesimdir." dedi.

Sakarya'da orman yangını Sakarya'da orman yangını

"Siyasi siyonizmin babası Theodor Herzl olarak bilinir"
Siyonizmin ilk olarak ortaya çıkışının çok eski tarihlere dayandığını aktaran Kaçar, "1800 yılların sonlarına doğru bir Rus yahudisi tarafından 'kurtuluş' diye bir dergi ile 1890 Nisan ayında çıkar. İlk olarak siyonist kelimesinin o dönemde kullanıldığını görüyoruz ve ondan sonra da yavaş yavaş diğer kesimler tarafından da özellikle elit kesim tarafından da kullanılmaya başladığını görüyoruz. Garaudy'nin ifadesine göre aslında siyonizm ikiye ayrılır. Bir politik yani siyasi siyonizm; bir de dini ya da Mesihi siyonizm olarak 2 kesimdir. Siyasi siyonizmin babası olarak Theodor Herzl bilinir. Theodor Herzl 1860 doğumludur. 1890'lı yıllardan itibaren özellikle siyonizmi gündeme getiren ve Filistin'de bir devlet kurulması taraftarı olan ama genellikle dini anlamda bir inancı olmayan, yine Garaudy'nin ifadesine göre Theodor Herzl ateisttir. Theodor Herzl tanrı tanımaz olarak bilinir. Peki niye yahudilerin bu kadar inancıyla ilgileniyor? Bunun sebebi de özellikle bir devletin kurulmasının istenmesidir." ifadelerine yer verdi.

"Rus Çar'ının öldürülmesiyle birlikte yahudi göçü başlar"
Yahudi göçleriyle ilgili de bilgi veren Kaçar, "İlk yahudi göçü olan Aliya'nın aslında anlamı yükselmedir. Yani Arz-ı Mev'ud olarak kabul ettikleri Filistin'e gittikleri zaman manevi olarak yükseleceklerini düşünürler. Ama terim olarak da göç anlamına gelir. Kitlesel anlamda göçe aliya ismi verilir. 1881-1882 yıllarında Rusya'da Alexander 2 diye bir Rus Çar'ı öldürülür. Öldürülmesiyle birlikte de yahudilere yönelik baskınlar, saldırılar başlar ve ondan sonra da göçler başlar. Bu göçler Arjantin'e yapılır Amerika'ya yapılır, Kanada'ya yapılır ama bir kısmı da Filistin'e (Yafa kentine) yapılır. Yafa'ya yapılan göçler çok azdır. Tabi Theodor Herzl'in özellikle bu göçleri gündeme getirmesi özellikle 1897 Basel'de topladığı Dünya Siyonist Kongresi ki bir hayli ülkeden 240 civarında delegenin geldiği söylenir. Bu delegeler, tıpkı kurulmuş bir parlamentonun ya da bir devletin ya da bir hükümetin bir prototipi gibidir. Dolayısıyla 1897'den itibaren her yıl, 1904'ten itibaren de 2 yılda bir düzenledikleri kongreler vardır." dedi.  

"Abdülhamid'in Filistin'de toprak alımını yasaklayan bütün karar ve kanunlarını değiştirdiler"
Filistin'de toprak alımıyla ilgili bir takım yalan yanlış bilgilerin olduğunu dile getiren Kaçar, devamında şu ifadelere yer verdi:"Türkiye'de özellikle belirli bir kesim siyonist israilin Filistinlilere dönük olarak gerçekleştirdiği her katliamdan sonra söyledikleri şey 'Onlar toprak sattılar, dolayısıyla bunu hak ediyorlar.' anlamında çok yanlış birtakım bilgiler vardır. Dolayısıyla bu bilgiler doğru değildir. İkinci Abdülhamit dönemine baktığımızda toprak satılmamıştır. Abdülhamid'in çok meşhur bir söylemi vardır: 'Bu topraklar benim topraklarım değildir. Bu topraklar ümmetin topraklarıdır. Çeşitli ülkelerden gelip şehit olanların kanlarıyla sulanan topraklardır. Dolayısıyla ben bu topraklardan bir karış bile vermem. Canlı organizma üzerinde de ameliyat olmasını asla müsaade etmem' der. Theodor Herzl 1902 ve 1903'te Abdülhamit ile 2 defa görüşür. Bütün yapılan teklifler Abdülhamit tarafından kabul edilmez. 1904'te Herzl ölür, yerine siyonistlerin başına Rus Haim Weizmann diye birisi geçer. O dönem itibariyle gerek İttihat Terakki gerek Jön Türkler içerisinde birtakım çalışmalar yaparlar. Çokça bilinen Emanuel Karasu gibi birtakım yahudilerin İkinci Meşrutiyet ilan edildiği zaman (1908) milletvekili seçilirler. 1909'da da Abdülhamit devrildiği zaman Abdülhamid'in özellikle Filistin'de toprak alımını ve yahudilerin oraya girmesini yasaklayan bütün kararları ve kanunları değiştirirler. Hatta sadece onları değiştirmezler. Aynı zamanda Abdülhamid'in kendi adına aldığı toprakları da kamulaştırmak suretiyle serbest hale getirirler."

"Toprak satanlar Suriye ve Lübnanlı Hristiyan Araplardır"
Toprak satanlarla ilgili konuya açıklık getiren Kaçar, "1918'e geldiğimizde yahudilerin aldıkları toprak miktarı yüzde 1,5 oranındadır. Oraya göç eden yahudiler yok denecek kadar azdır. 1917 Balfour Deklarasyonu, 1918 Mondros Mütarekesi, 1916'da Sykes-Picot Antlaşması ile bu topraklar iki devlet arasında paylaşılmıştır. Daha sonra Çarlık Rusya'sı, İtalya, bunlara Fransa'yla birlikte İngiltere ilave edilmiştir. 1918-48 arasında tamamen bu topraklar İngiltere'nin işgalindedir. İngiltere'nin devlete ait 'miri arazi' dediğimiz bu arazilerin bir kısmını çok rahat bir şekilde bazen bağışlayarak bazen de çok cüzi paralarla sattığını görüyoruz. Bunun dışında, Fransa; Filistin'i Lübnan ve Suriye'den ayırınca Suriye ve Lübnanlı olup Hıristiyan (Maruni) olan Araplar, Filistin'deki topraklarını yahudilere satarlar ve dolayısıyla 1948'ye geldiğimizde, 1918-1848 arası satılan topraklar sadece yüzde 4,5'tur. 1918'e kadar da yüzde 1,5 vardır. Satılan topraklar toplamda yüzde 6'dır. Bu toprakların hiçbirisini de çok azı hariç Müslümanlar satmamıştır. O dönemde İzzettin el-Kassam ve mücadelesi vardır. Kudüs Müftüsü Emin el-Hüseynî'nin mücadelesi vardır. Hasan el-Benna'nın gönderdiği gençlerin mücadelesi vardır. Bir Filistinli Arap, toprak sattığı zaman onun hakkında fetvalar verilir ve dışlanır. Öldüğü zaman Müslüman mezarlığına defnedilmez. Zaten bunlar orada barınamaz, bunların sayıları çok azdır. Genellikle toprak satanlar Suriye ve Lübnanlı Hristiyan Araplardır." diye konuştu.

"Siyonist terör örgütleri Filistin'de birçok katliamlar gerçekleştirdi"
Filistin'e göçe başlayan siyonist terör örgütlerinin çok sayıda katliamlar gerçekleştirdiklerini aktaran Kaçar, "Siyonist terör örgütlerinden Haganah, Irgun ve Stern (Lehi) vardır. Bütün bu örgütler bir tarafta İngiltere'nin de katkı ve yardımıyla faaliyet yapıyorlardı. Çünkü 2. Dünya Savaşı'na kadar İngiltere çok etkindir. Bu yönüyle de Filistinlilere yönelik olarak katliamlar gerçekleştirmişlerdir. Deir Yasin Katliamı, Kudüs'teki Semiramis Oteli'nin kundaklanması o dönemlere denk gelir." ifadelerine yer verdi.

"Filistin'de bu kadar katliama rağmen halen İslam ülkeleri işgalcilerle normalleşmeye devam ediyor"
Kaçar, "Bugün ne yazık ki halkı Müslüman olan ülkeler tarihten çok fazla ders almıyor. Ders alınmadığı için de bugün gerek normalleşme adı altında özellikle Arap yöneticilerinin siyonist israili kabullenmeleri Enver Sedat'la 1978'de, 1994 yılında da Ürdün'le başladı. Daha sonra 2020 yılı itibariyle de bugün hemen hemen neredeyse çoğu ya normalleşme aşamasında ya da o aşamaya gelmiş durumdadır. Bu kadar katliama rağmen Suudi Arabistan halen normalleşme görüşmelerini 'bitirdim' demiyor, 'askıya aldım' diyor. Şu an görüşmeler devam ediyor. Bu kadar katliama rağmen devam ediyor." dedi.

"Siyonistlere göre Kıbrıs Arz-ı Mev'ud sınırları içerisinde olan bir yerdir"
"Kuzey Kıbrıs'ta siyonist yahudi işgali söz konusu mu?" sorusuna Kaçar, "Kıbrıs aslında çok stratejik önemi olan bir yerdir. Hatta tarihi birtakım bilgilere göre Kıbrıs'a hâkim olan aslında Ortadoğu'ya da göz yetebilir, hâkim konuma gelebilir. Diğer taraftan özellikle Doğu Akdeniz enerji havzası dolayısıyla da çok önemli bir konuma sahip bir yerdir. Ayrıca hem işgal edilmiş olan topraklar olarak israilin bulunduğu yerlere çok yakındır, Lübnan ve Suriye'ye yakındır, Türkiye'ye çok yakındır. siyonistlere göre Kıbrıs, Arz-ı Mev'ud sınırları içerisinde olan bir yerdir." cevabını verdi.  

"Siyonistler Kıbrıs'ta binlerce apartman yapmış"
Konuyla ilgili Kaçar, şunları aktardı:"Halen sınırları bilinmeyen tek yer şu an siyonist israildir. Dolayısıyla Kıbrıs böyle değerlendiriliyor. Tabii uzun zamandan beri bir çalışma vardı ama özellikle Mehmet Ali Talat'ın döneminden itibaren yani 2000'li yılların başlarından itibaren 2004-2005 yıllardan itibaren özellikle siyonist israilden gelen yerleşimciler olur. 2003'te ilk olarak Şabat, örgütlü bir şekilde Güney Rum Kesimi'ne gelir, 2008 itibariyle de Kuzey Kıbrıs'a gelir. Dolayısıyla kuzeye geldiği andan itibaren o dönemlerde çok yoğun olarak arsa alımı başlar. Rothschild ailesi dahil diğer çok zengin aileler yoğun bir şekilde Kıbrıs'ta tarla ve arsa alırlar, binlerce apartman yaparlar. Bu apartmanların hemen girişlerinde sinagoglar vardır. Apartmanların ve sinagogların isimleri tamamen İbranice yazılıdır. Buralara özellikle dışarıdan kimse alınmaz."

"Haim Azimov'un Kıbrıs'taki evi sinagogdan MOSSAD toplantılarına kadar kullanılıyor"
Kuzey Kıbrıs'ta siyonistlerin hahambaşı olarak bilinen Haim Azimov ismindeki siyonistin Kıbrıs ile ilgili sinsi planlar yaptığını aktaran Kaçar, "Kuzey Kıbrıs'a 2008 yılında gönderilen hahambaşı Haim Azimov diye birisi vardır. Bu şahıs yerine göre emlakçıdır, yerine göre de Girne yakınında Karaoğlanoğlu köyünde 2 katlı villa tipi yeri var. Orası sinagog olarak kullanılıyor. Kapıda da 'Kuzey Kıbrıs'taki bütün yahudilerin adresidir' diye İbranice olarak yazılıyor. Orada aynı zamanda MOSSAD'ın toplantıları da yapılıyor. Orada çok kısa bir süre içerisinde aşağı yukarı 2 bin civarında şirket kuruldu. Bu şirketlerin geneli Polonya'dan, Ukrayna'dan, Rusya'dan, Türkiye'den, İran'dan ve çeşitli ülkelerden gelen yahudilere aittir." dedi.  

"Yahudilerin Kıbrıs'ta arsa ve konut almanın türlü türlü yollarını deniyor"
Kıbrıs'taki toprak alanları ile ilgili bilgi veren Kaçar, "Tıpkı Filistin'de olduğu gibi burada 4 tane şartları vardır. Birincisi; israilli yahudiler toprak alıyorlar ancak Kıbrıs yasalarına göre yabancıların toprak alım miktarı düşüktür. Bir evdir ya da bir dönüm kadar arsa alma hakları vardır. İkincisi; daha fazla alabilmeleri için Kıbrıs vatandaşlığı alıyorlar. Kıbrıs vatandaşlığı aldığı zaman istedikleri kadar arsa alma hakları ortaya çıkıyor. Üçüncüsü; Kıbrıs yönetimi tarafından yahudilerin toprak alımı yasaklandığı zaman, bu sefer çeşitli ülkelerin vatandaşları olarak geliyorlar. Dördüncüsü ise; diyelim ki yahudilerin toprak alımları genel olarak yasaklandı, bu sefer yüzde 49'u kendilerine ait yüzde 51'i de Kıbrıslı bir vatandaşa ait olmak üzere şirket kuruyorlar. Genellikle de Kıbrıs'taki şirket ortakları gazeteciler, hukukçular ve inşaatçılardır. Oradaki bir emlakçının ifadesine göre bavul bavul para geliyor. Aynı zamanda bazen şantaj ve tehditle de birtakım şeyleri çok rahat bir şekilde yapabiliyorlar. Bu yüzden Kıbrıs çok önemli bir yerdir. Doğu Akdeniz açısından, enerji havzaları açısından, siyonist israil açısından çok önemli bir yerdir. Kıbrıs'ın kaybedilmesi aslında Akdeniz'in kaydedilmesidir. Doğu Akdeniz'in kaydedilmesidir. Doğu Akdeniz'in kaybedilmesi aynı zamanda Anadolu'nun da kaybedilmesi anlamına gelir. Bu yönüyle Türkiye'nin biraz daha bu konuda çok hassas davranması gerekir." dedi.

"Aksa Tufanı Filistin tarihinde bir milattır"
7 Ekim 2023 tarihinde mücahitler tarafından gerçekleştirilen Aksa Tufanı ile ilgili de değerlendirmelerde bulunan Kaçar, "1947-48'den itibaren gerçekleştirilen katliamlar var. Deir Yasin Katliamı, Cenin Mülteci Kampı Katliamı, Sabra ve Şatilla Katliamı, Refah Mülteci ve buna benzer çok katliamlar var. Gerek siyonist israilin tarihinde gerekse de 48'den sonra Filistin tarihinde şu ana kadar genellikle siyonist israil saldırmış, Filistinliler de karşılık vermiş. Ama ilk olarak 7 Ekim 2023'te Filistinliler tarafından, İzzeddin el-Kassam Tugayları tarafından, HAMAS tarafından bir operasyon gerçekleştiriliyor. Başında Muhammed Deif'ın olduğu ve yılların hazırlığıyla gerçekleştirilen bir operasyon. Bu Filistin tarihinde bir milattır. Bu sıradan bir olay değildir." dedi.

"Küresel küfür güçleri HAMAS'a karşı bütün gücünü kullanmak suretiyle saldırdı ama şu ana kadar bir şey yapamadı"
Kaçar, "Bu hareket ile demir kubbe bitti, MOSSAD bitti ve yani en azından bilinen yönüyle karizması bitti ve bir de iç istihbarat örgütü olan Şin Bet bitti. Bütün küresel küfür güçleri, yani batısı ve doğusuyla bir avuç HAMAS'a karşı bütün gücünü kullanmak suretiyle saldırdı ama şu ana kadar bir şey yapamadılar. 67 yılında 6 gün savaşları, 6 gün sürdü. O süreç içerisinde Batı Şeria, Doğu Kudüs, Gazze, Sina Yarımadası, Golan Tepeleri hepsi işgal edildi. Karşısında o dönemde Cemal Abdünnâsır, Ürdün gibi bölgenin bütün Arap ülkeleri var. Ama bu kadar işgal oldu ve bu kadar da yenilgi yaşandı. Ama bakın 8'inci aya neredeyse gireceğiz ama şu ana kadar İzzeddin el-Kassam Tugaylarına karşı bir başarı elde edemediler." ifadelerine yer verdi.  

"Birçok insanın Müslüman olmasına vesile olan bir Gazze söz konusudur"
Gazze'deki direnişin tüm dünyada İslami bir uyanışa vesile olduğunu dile getiren Kaçar, "Bugün Gazze, Batıdaki İslam'ı bilmeyen insanlara İslam'ı öğretir hale gelmiştir. Onları yeniden canlandırmıştır, yeniden ayağa kaldırmıştır. Birçok insanın Müslüman olmasına vesile olan bir Gazze söz konusudur. Bu yönüyle baktığımızda, Gazze'de başlayan bu operasyonun, bu dirilişin Müslümanların dirilişine vesile olmasını; israilin de sonunu getirecek bir operasyon olmasını temenni ediyoruz." şeklinde konuştu. 

Kaynak: İLKHA