?>

Srebrenitsa’dan Kudüs’e : Yeniden Dirilmek için

Mehmet TANRIKULU

7 saat önce

Bugüne kadar bir çok yardım konvoyu Gazze'deki ablukayı kırmak için yola  çıktı. 2010 Mavi Marmara Gemisinden tutun 1. Ve 2. Sumud Filolarına kadar bir çok sefer düzenlendi.  Bu seferler  kamu oyunda geniş bir yankı uyandırsa da fiili olarak pek de menzile ulaştı diyemeyiz. Mavi Marmara gemisi direnişini daha dünmüş gibi hatırlıyorum. 31 Mayıs gecesiydi. O gece tüm inananlar için hiç bitmeyen bir geceye dönüşmüştü. Uluslararası sularda Siyonist rejim, yükü insanlık olan sivil bir gemiye saldırmış, Müslümanları canice hedef almıştı.  Müslümanlar onurluca göğüslerini siper ettiler Siyonist rejimin kurşunlarına. Hepimiz sabahlara kadar televizyonların başında kaldık. Gün ağardığında ise Şehit Ali Haydar BENGİ ve arkadaşlarının şehadet haberleri peyder pey gelmişti. Şehit haberleri yüreğimizi yakmıştı. Günlerce şehitlerin cenazelerini bekledik. Türkiye ve Diyarbakır şehitleri bağırlarına basmıştı. Sonrasında Türkiye İsrail’le tüm siyasi ilişkilerini kesti. Aradan yıllar geçince,  ev sahibi yılan meselesini unutup maalesef uzlaşı yoluna gidildi. İsrail yeniden şımarıklıklarına devam etti.
Mavi Marmara öncesinde olduğu gibi sonrasında da Filistin’e türlü seferler düzenlendi. Ama olmadı, bir türlü İtrail devletinin canice davranışları nedeniyle bir türlü ne Gazze’ye girilebildi, ne de Filistin’nin diğer topraklarına.  Müslümanların ablukayı  kıramayışının asıl sebebi İtrail’in güçlü bir devlet olması değil, Müslüman ülkelerin zillet içinde yaşamayı tercih etmeleriydi. İslam devletleri cesaretini kaybetmişti. Bunun farkında olan İsrail ABD’den aldığı destekle katliamlarına devam ediyordu.  Oysa umudunu ve cesaretini kaybeden ister devlet olsun ister birey , o her şeyini kaybetmiştir. Müslüman ülkelerin başına tamda gelen budur. Umut ve cesaretlerini kaybetmişler. Bu nedenledir ki İtrail devleti Ortadoğuyu kan gölüne çevirmiş.
7 Ekim Aksa tufanı aslında tüm bunlara bir haykırıştı. Gazzeli Mücahitlerin yaptığı Gazze tel örgülerinin hemen ötesindeki evlerine geri dönmekti amaçları. Çünkü  yıllar evvel bu evlerinden sürgün edilmiş ve Gazze’de adeta açık hava hapishanesine konulmuşlardı. Canları pahasına Müslüman ülkelere onur ve cesaret dersi verdiler. Ama hiçbir ülkenin burnu yanmadı. Hamas’lı Mücahitler neredeyse Telaviv’e yetişiyorlardı. Bir Müslüman ülke destek verse belki bir gün içerisinde topraklarını geri alacaklardı. Ama olmadı.  Hiçbir Müslüman devletten ses çıkmadığı için o yiğitler bir bir şehit düştüler. Onursuz ve cesaretsiz özellikle Arap devletleri  Siyonist batı ülkelerine Filistin halkını tahtları karşılığında sattılar.
Siyonist İtrail devleti Gazze’de 100’ binin üzerinde kadın, çocuk yaşlı katlederken. Arap ülkeleri hepsi sus pus olmuştu. Şuanda olduğu gibi.  Ortadoğu’da bir ülke dışında Siyonist çetelere ses çıkaran olmadı. Ama Başta İspanya olmak üzere Avrupa’nın bir çok ülkesinde onurlu yürüyüşler yapıldı. Gazze halkına sahip çıkıldı. Avrupa hükümetleri Siyonist rejimin yanında dursa da halkı müthiş bir duruş sergiledi. Bir insan ve bir Müslüman olarak teşekkür ediyor ve minnettarlığımı sunuyorum.
Ve 2. Sumud Filosu da Avrupa halkalarının ve vicdan sahiplerinin yaktığı bir meşaleydi. Dünya kamuoyunda da güzel yankı buldu. Ama yine olmadı. İnsanlık, siyonist rejimin gaddarlıkla örülmüş sınırlarını aşamadı. Şu soruyu sormadan edemeyeceğim; Ne olurdu yani bu filolar Akdeniz’de yol alırken 2 Müslüman devletin filoları da eşlik etseydi.  Yoksa İtrail’den çok ABD’den mi korktunuz? Ama olmadı.
Filistin için yola çıka son konvoy ise 25 Temmuz’da  Bosna Hersek’ten Srebrenitsa kentinden yola çıktı. Konvoyun Srebrenitsa’dan yola çıkmasının sembolik bir önemi var elbet. Bu kent 1995 yılının Temmuz ayında Sırpların katliamına maruz kalmıştı. Hala toplu mezarlarda bulunan ceset teşhisleri devam ediyor. Konvoyun amacı bir katliam şehrinden bir diğer katliam şehrine , Batı Şeria’ya ulaşmak. Çünkü şuanda Batı Şeria’da da büyük katliamlar ve gasp olayları oluyor. Tarlalar ateşe veriliyor. Zeytinlikler kesiliyor, Müslümanların evi ya yakılıyor veya zorla ellerinden alınıyor. İsrailli Yahudiler bir evi gerekirse sırtlan köpek sürüleri gibi sarıp günlerce abluka altında tutabiliyorlar.  En zayıf anda eve saldırıyor, bu şekilde evleri gasp ediyorlar.  Tüm bunlar olurken yine Müslüman devletçikler hepsi sus pus. Neyse ki bu konvoy nihayet Müslümanlar tarafından tertip edilmiş bir konvoy. Tabi konvoyda yine vicdan sahibi  bir grup güzel Avrupalı olduğunu hatırlatalım.
Bosna’dan kalkan bu irade; Arnavutluk ve Yunanistan rotasını aşarak Türkiye’ye girdi. Şehir şehir, übüyüyen o coşku, sınırları ve mesafeleri anlamsız kılarken, ümmetin kalbinin Filistin’de attığını bir kez daha bütün dünyaya gösterdi. Bu yolculuk sadece lojistik bir hat değil; Müslüman dünyasının uzun yıllardır süren mahcubiyetini, dağınıklığını ve sessizliğini yaran bir semboldür aslında.
Konvoyun Türkiye etabında belki de maneviyatı ve kararlılığı en yüksek duraklardan biri, peygamberler ve sahabe şehri Diyarbakır oldu.
Şanlıurfa yolundan kente giriş yapan konvoyu, binlerce Diyarbakırlı ellerinde Filistin  bayraklarıyla, gözlerinde zafer umuduyla karşıladı. İslam’ın 5’inci harem-i şerifi sayılan tarihi Ulu Camii’de birleşen eller, ardından Hz. Süleyman Camii önünde düzenlenen o muazzam mitingle tek bir duaya dönüştü: "Nehirden denize özgür Filistin!"
20’den fazla ülkeden yüzlerce aktivistin yer aldığı bu kafilenin Diyarbakır’daki buluşması, sadece siyasi bir gösteri değildi. O gün orada; Selahaddin Eyyubi’nin torunlarının Kudüs davasını asla terk etmediği, Doğu’nun ve Batı’nın vicdanlı insanlarının tek bir sancak altında buluşabildiği ve Gazze’deki çocukların çığlığına Diyarbakır’dan yanıt verildiği ilan edildi.
Sınırları Aşan Kardeşlik: Srebrenitsa’dan İstanbul’a , Konya’dan Diyarbakır’a Habur’dan Ürdün’e ve Batı Şeria ve Gazze’ye…
Diyarbakır’daki coşkulu uğurlamanın ardından konvoy, Mardin’deki etkinliklerin ardından Şırnak’ın Silopi ilçesindeki Habur Sınır Kapısı’ndan geçti. Ama maalesef hala İbrahim Halil Sınır kapısında bekletiliyor. Tam 7 gün oldu 50 derecelik sıcağın altında bekletileli.  Anlaşılıyor ki ABD ve Siyonist Ülke İsrail Irak Ürdün gibi ülkeleri tehdit ediyor. Onları ülkelerinize almayın diye. Uğradığı her şehirde kitleyi arkasına takan ve  Diyarbakır’dan da bir çok Filistin dostu Müslümanın katıldığı konvoy zor şartlarda bekleyişini sürdürüyor. Aldığımız son haberlere göre sınırda bekletilmeleri protesto etmek için konvoydaki kimi kardeşlerimiz açlık grevine başlamışlar. Rabbim yar yardımcıları olsun. Çıktıkları bu kutlu yolda muzaffer olmaları için onlara dua edelim. Madem içlerinde değiliz o halde sosyal medyada sürekli gündem yapıp Filistin davasına sahip çıkan bu kardeşlerimize destek olalım.  İsrail’e zarar vermek istiyorsak, hepimizin yapabileceği bir şey var aslında; Boykot bilincini sürekli içimizde diri tutalım. 

Selam ve dua ile…

YAZARIN DİĞER YAZILARI