?>

Udun Sekizinci Notası: Coşkun Sabah’ın Diyarbakır Vefası

Mehmet M. Sevim

4 saat önce

Udun Sekizinci Notası: Coşkun Sabah’ın Diyarbakır Vefası Müzik dünyamızda yıllar boyunca fırtınalar estirmiş, unutulmaz melodilere imza atmış bir isim Coşkun Sabah. Ancak onu kalabalıklardan ayıran yalnızca şarkıları değildi; taşıdığı o duruş, o sandığımızdan çok daha nadir kalan beyefendilik ve samimiyet. Günümüzün gürültülü, her şeyi hızla tüketen popüler kültür ikliminde, Coşkun Sabah o eski zaman kibarlığını, o incelikli ve mütevazı duruşunu hiç kaybetmemiş nadir insanlardan biri. Valora Events Garden’da konser öncesi sakin bir bekleyişin ardından, misafirlerin arasında hiçbir duvar olmaksızın, hatır sorarak, gülümseyerek dolaşması bunun en canlı kanıtıydı. Tam da o anlarda, konser öncesi kendisiyle gerçekleştirdiğimiz o kısa ama bir o kadar içten sohbet, gecenin ne denli özel geçeceğinin adeta bir müjdecisiydi. Ne anlık bir şöhretin kibri vardı üzerinde ne de büyük bir yıldız olmanın mesafesi... Kulisten sahneye adım attığı andan itibaren kalabalığa bakışındaki o içtenlik, hemşehrileriyle kurduğu göz temasındaki o çocuksu heyecan gözlerden kaçmadı. O, bu topraklardan çok büyük bir yıldız olarak çıkmış olsa da, evine dönen o mahcup ve sevgi dolu çocuk olmayı bir an olsun bırakmamıştı. Dünyanın en büyük ud virtüözlerinden biri olarak kabul edilen Coşkun Sabah; sadece Doğu’nun bu kadim çalgısına hayat vermekle kalmamış, udun sahnede taşıdığı o asil ruhu, duruşunu ve estetiğini bile tek başına yeniden şekillendirmiştir. Onu batı normlarıyla buluşturarak Türk müziğinde yepyeni bir çığır açmıştır. Bestecilik dehası, kusursuz icrası ve şarkılarına yüklediği o derin, melankolik hüzünle o, nesiller boyu dillerden düşmeyen unutulmaz eserlerin mimarı olmuştur. Udun tellerine dokundukça sanki standart notaların ötesinde, ruha dokunan gizli bir "sekizinci nota" fısıldamış; sadece bir enstrümanı konuşturmakla kalmamış, dinleyicinin kalbinde zamana meydan okuyan bir duygu fırtınası estirmiştir. Sahnesinde gerçekleştirdiği o usta işi taksim sırasında udu adeta konuşturması, salonda yer yerinden oynatırcasına kopan alkışlarla yankılanmıştır. Sanatındaki asalet, mütevazı duruş ve o eşsiz tını, onu sadece bir müzisyen değil, kültürümüzün yaşayan efsanelerinden biri yapmaktadır. Udun Tellerinde Çınlayan Çocukluk ve Ölümsüz Hitler Konser başladığında akrep ve yelkovan adeta geriye döndü. “Anılar” ile yüzlerce insan aynı anda geçmişe iç çekip sustu; “Baharı Bekleyen Kumrular Gibi” çalmaya başladığında ise salonu dolduran herkes o devasa nakaratı tek bir ağızdan haykırarak tarihin surlarını yeniden yankılattı. Ardından o muazzam bestelerin her biri havada uçuştu. Coşkun Sabah, udunun tellerine dokundukça sadece şarkı söylemiyordu; bu şehrin dar sokaklarında koştuğu günlerin, ilk sevincinin, ilk gözyaşının hesabını veriyordu adeta. Onu hit yapan her bir melodi, bu kez ev sahiplerine, kendi öz toprağına yazılmış birer sevgi mektubuna dönüştü. O gece Valora Events Garden’ı dolduran kalabalığın arasında sahne ile seyirci arasındaki o mesafe zaten kafede ve alanın içinde başlayan o sıcaklıkla çoktan kalkmıştı. Aralıksız iki saat boyunca sahnede kalan, her hit şarkısıyla zamanı biraz daha büken sanatçıya eşlik eden alkışlar bir an olsun susmadı. Çift yönlü bir akış vardı havada; hemşehri gururu, nostaljinin getirdiği tatlı bir hüzün ve en çok da karşılıklı duyulan o saf samimiyet. İnsan, on yıllar sonra en çok da anlaşıldığı yere, kök saldığı toprağa sığınmak ister. Coşkun Sabah da o gece müziğiyle sanki herkese sarıldı. Zamanın ve Vefa’nın Rengi Her büyük sanatçının hikâyesi biraz da coğrafyasıyla yazılır. Coşkun Sabah, doğunun o derin, dokunaklı tınılarını batının zarif formlarıyla buluştururken aslında bu topraklardan aldığı ilhamı dünyaya fısıldadı. Bu özel gece, gösterdi ki bazı değerler ne kadar zaman geçerse geçsin eskiyemez, solmaz. Sönen ışıkları yeniden yakan o gecenin ardından geriye kalan, sadece çalınan şarkılar ve alkışlar değildi. Geriye, bir şehrin kendi evladını o asil beyefendiliği ve samimiyetiyle bağrına basmasının sıcaklığı, bir de Coşkun Sabah’ın o udu konuştururken gözlerindeki parıltı kaldı. "İyi ki geldin Coşkun Sabah... İyi ki o udu bu toprakların hatırına, o hiç bozmadığın beyefendiliğin ve samimiyetinle bir kez daha evinde konuşturdun. Çünkü bazı sesler zamana yenilmez; aksine topraklarına döndükçe daha da gür akar. Tıpkı Diyarbakır gibi..." Bu kadim şehir, yarım kalmış türkülerini tamamlayan evlatlarını hiçbir zaman unutmaz. Surlar gölgesinde yanan bu vefa ateşi hiç sönmesin; Diyarbakır seni hep özlemle bekleyecek. Hep gel, yine gel; bu topraklar seninle güzel!
YAZARIN DİĞER YAZILARI