Diyarbakır'da Mahallelerin Sessiz Sahipleri

Diyarbakır’ın sokaklarında yaşayan ve mahalle sakinlerinin sahiplendiği hayvanlar, yalnızca birer “sokak canlısı” değil; aidiyetin, dayanışmanın ve vicdanın sembolü olarak şehrin görünmeyen sahipleri haline geliyor.

Diyarbakır'da Mahallelerin Sessiz Sahipleri

Diyarbakır’da bazı mahallelerde bir köpeğin adı herkes tarafından bilinir, bir kedinin yokluğu hemen fark edilir. Şehrin gündelik yaşamına sessizce karışan bu hayvanlar, yıllar içinde mahalle kültürünün ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda.

Özellikle Sur ilçesinde, dar sokakların köşesinde uzanan bir köpek ya da bir dükkânın önünden ayrılmayan bir kedi, sadece bir hayvan değil; o mahallenin “tanınan yüzü” olarak görülüyor. Esnafın verdiği isimlerle anılan, belirli saatlerde belirli yerlere gelen bu hayvanlar, adeta mahallenin düzenine uyum sağlamış durumda.

Sur’da esnaflık yapan 50 yaşındaki Mehmet Tutaş, mahallenin köpeği “Karabaş”ı şöyle anlatıyor:“Sabah dükkânı açtığımızda kapının önünde olur. Herkes ona selam verir. Aç kalmaz, biri mutlaka bakar. O artık bizim gibi.”

Benzer bir hikâye On Gözlü Köprü çevresinde de yaşanıyor. Bölgedeki balıkçıların ve ziyaretçilerin yakından tanıdığı kediler, gün boyu köprü çevresinde dolaşıyor, akşam saatlerinde ise kendilerine ayrılan köşelerde dinleniyor. Bölge sakinleri, bu hayvanların yıllardır aynı yerde yaşadığını ve adeta bölgenin simgesi haline geldiğini ifade edildi.

Uzmanlara göre bu durum, yalnızca hayvan sevgisiyle açıklanamayacak kadar derin bir toplumsal bağa işaret ediyor. Mahalle sakinlerinin sokak hayvanlarına sahip çıkması, dayanışma kültürünün canlı bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Özellikle çocukların bu hayvanlarla kurduğu ilişki, empati ve sorumluluk duygusunun gelişmesine katkı sağlıyor.

Ancak tüm bu olumlu tabloya rağmen sokak hayvanlarının yaşam koşulları hâlâ zorluklarla dolu. Yazın artan sıcaklıklar, kışın soğuk hava ve zaman zaman yaşanan beslenme sorunları, bu canlıların yaşamını doğrudan etkiliyor. Yerel gönüllüler ve bazı mahalle sakinleri, düzenli olarak mama ve su desteği sağlayarak bu zorlukları azaltmaya çalışıyor.

Diyarbakır Surları çevresinde ve kentin farklı noktalarında rastlanan bu hikâyeler, aslında Diyarbakır’ın sadece taşla, betonla değil; canlılarla birlikte var olduğunu gösteriyor.