Bölgede bulunan bazalt taştan yapılmış su ve yemek kapları, gönüllü vatandaşlar tarafından aktif şekilde kullanılmaya devam ediyor. Sokak hayvanlarının beslenmesi ve su ihtiyacının karşılanması amacıyla kullanılan bu taş kaplar, hem tarihi bir mirası hem de toplumsal duyarlılığı simgeliyor.
Osmanlı’da Hayvanlara Yönelik Örnek Uygulamalar
Osmanlı İmparatorluğu döneminde sokak hayvanları, yalnızca bireysel merhametle değil, aynı zamanda vakıflar aracılığıyla da korunuyordu. Cadde ve sokaklara yerleştirilen taş ve mermer yalaklar, hayvanların su ihtiyacını karşılamak için kullanılırken; cami duvarlarına yapılan kuş evleri ise estetik ve şefkatin birleştiği önemli detaylar arasında yer alıyordu.

“Mancacılar” Sokak Hayvanlarının Koruyucusuydu
1800’lü yıllarda yaygın olan “mancacılık” mesleği, sokak hayvanlarının beslenmesinde önemli rol oynuyordu. “Mancacı” olarak adlandırılan kişiler, halkın desteğiyle kedi ve köpekleri düzenli olarak besliyor, vatandaşlar ise bu kişilere bağış yaparak hayvanların doyurulmasına katkı sağlıyordu.
Avrupalı Gezginler Osmanlı’daki Merhameti Kayda Geçirdi
Osmanlı toplumunun hayvanlara yönelik yaklaşımı, dönemin Avrupalı gezginlerinin de dikkatinden kaçmadı. 17. yüzyılda yaşamış olan Jean Du Mont, seyahatnamesinde Osmanlı halkının hayvanlara karşı gösterdiği şefkat ve merhameti vurgulayarak, bu anlayışın dönemin Avrupa’sında dahi nadir görüldüğünü ifade etti.

Geçmişten Günümüze Uzanan Vicdan Mirası
Osmanlı kültürünün önemli bir parçası olan hayvan sevgisi ve merhamet anlayışı, bugün Sur sokaklarında gönüllülerin çabasıyla yaşatılıyor. Tarihi taş kaplarda biriken su ve bırakılan yiyecekler, sadece sokak hayvanlarının değil, aynı zamanda köklü bir medeniyetin vicdan mirasının da sürdüğünü gözler önüne seriyor.
