Diyarbakır’da sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bazı evlerde hâlâ aynı ritüel tekrarlanıyor: çay demlenirken açılan radyo, gün boyunca evin bir köşesinde konuşmaya devam ediyor. Televizyonun ve akıllı telefonların gölgesinde kalsa da, bu şehirde radyoyu hayatından çıkarmayan bir kesim var.
Tarihi Sur sokaklarında görüştüğümüz 68 yaşındaki emekli terzi Ali Demir, radyoyla bağını şu sözlerle anlatıyor:
“Benim için radyo ses değil, yoldaş. Sabah açarım, akşama kadar konuşur. Evde yalnız değilmişim gibi hissederim.”
Radyo, yalnızca bir haber kaynağı değil; aynı zamanda geçmişe açılan bir kapı. 55 yaşındaki ev hanımı Fatma Kaya, gençlik yıllarını radyoyla hatırladığını söylüyor: “O zamanlar herkesin evi aynı saatte aynı programı dinlerdi. Şimdi her şey değişti ama ben radyoyu bırakmadım. O ses bana eski günleri hatırlatıyor.”
Uzmanlara göre radyo dinleme alışkanlığının sürmesinin arkasında sadece nostalji yok. Radyonun erişilebilirliği, göz yormaması ve gündelik işlerle birlikte dinlenebilmesi, onu hâlâ tercih edilir kılıyor. Özellikle yaşlı nüfus için radyo, hem bilgiye ulaşmanın hem de yalnızlıkla baş etmenin bir yolu olarak öne çıkıyor.
Şehirdeki bazı küçük esnaf dükkânlarında da radyo hâlâ başköşede. Berberlerden bakkallara kadar birçok işletmede gün boyu açık kalan radyo, müşterilerle kurulan sohbetin de başlangıç noktası oluyor. Birçok kişi için radyo, sadece bir cihaz değil; ortak bir dil.
Diyarbakır Surları gölgesinde yaşayan bu alışkanlık, modern hayatın hızına rağmen kendine yer bulmayı sürdürüyor. Radyonun cızırtılı sesi, kimi zaman bir türküyle, kimi zaman bir haber bülteniyle evlerin içine karışıyor.
Bugün belki ekranlar daha parlak, içerikler daha hızlı tüketiliyor. Ancak Diyarbakır’da bazı insanlar için radyo hâlâ en sade, en samimi ve en gerçek ses olmaya devam ediyor.
