Diyarbakır’da bir fincan kahvenin peşine düşen 500 yıllık hikâye

Diyarbakır’da Türk kahvesini yalnızca ikram edilen bir içecek olarak görmeyen girişimci Esra Mavicioğlu, kahvenin pişirilmesinden sunumuna kadar uzanan geleneksel kültürü müşterileriyle buluşturuyor. Eski porselenlerde servis edilen kahveler, sohbet eşliğinde anlatılan hikâyelerle geçmişten bugüne uzanıyor.

Diyarbakır’da bir fincan kahvenin peşine düşen 500 yıllık hikâye

Bir fincan kahvenin etrafında başlayan sohbet, kimi zaman yüzyıllar öncesine uzanan bir kültürün kapısını aralıyor. Diyarbakır’da kahve çeşitleri üzerine çalışan Esra Mavicioğlu, özellikle Türk kahvesine verdiği önemle dikkat çekiyor. Mavicioğlu, müşterilerine kahve ikram ederken yalnızca bir içecek sunmak yerine, kahvenin tarihini ve toplumdaki yerini de anlatıyor.

Kahvenin hazırlanışından kullanılan fincana, yanında ikram edilen sudan özel günlerdeki yerine kadar pek çok ayrıntının Türk kahvesi kültürünün bir parçası olduğunu belirten Mavicioğlu, bu geleneği yaşatmayı amaçlıyor.

Lezzetin temelinde doğru pişirme var

Türk kahvesinin kendine özgü tadının hazırlanma biçiminden geldiğini ifade eden Mavicioğlu, kahvenin cezvede acele edilmeden pişirilmesi gerektiğini söylüyor.

Kahvenin filtrelenmediğini ve telvesiyle birlikte fincana ulaştığını belirten Mavicioğlu, özellikle pişirme aşamasında yapılan hatalara dikkat çekiyor.

“Kahve kısık ateşte pişirilmeli, kaynatılmamalı. Kahvenin kendine özgü aroması ve yağı suyla buluştuğunda gerçek lezzeti ortaya çıkıyor” diyen Mavicioğlu, iyi hazırlanmış bir Türk kahvesinde köpük, yoğun kıvam ve belirgin aromanın öne çıktığını aktarıyor.

Yemen’den Osmanlı’ya uzanan serüven

Kahve bitkisinin kökeni Afrika’ya dayansa da kahvenin bir içecek olarak hazırlanıp yaygın biçimde tüketilmesinde Yemen önemli bir merkez olarak öne çıkıyor. Zaman içerisinde Osmanlı coğrafyasına ulaşan kahve ise özellikle İstanbul’da yaygınlaşarak günlük yaşamın bir parçası haline geldi.

  1. yüzyıldan itibaren Osmanlı toplumunda daha geniş bir kesim tarafından tanınan kahve, saray ve konaklardaki ikramların yanı sıra kahvehaneler aracılığıyla sosyal hayatın da önemli unsurlarından biri oldu.

Kahvenin geçmişini araştırarak müşterilerine aktardığını anlatan Mavicioğlu, Türk kahvesinin bugün hâlâ geçmişle bağ kuran güçlü bir kültürel unsur olduğunu düşünüyor.

“Her fincanda yaklaşık 500 yıllık bir geleneğin izini görmek mümkün. Kahve yapıyorum ama benim için asıl önemli olan, insanlara bu kültürün nereden geldiğini de anlatabilmek” ifadelerini kullanıyor.

Bir fincan kahvenin 40 yıllık hatırı

Türk kahvesinin toplumdaki yerinin yalnızca lezzetiyle açıklanamayacağını belirten Mavicioğlu, kahvenin misafir ağırlama ve sohbet kültürüyle bütünleştiğine dikkat çekiyor.

Kahvenin yanında su ikram edilmesinin de geçmişten günümüze aktarılan geleneklerden biri olduğunu ifade eden Mavicioğlu, Osmanlı dönemine ilişkin anlatılarda bu ikramın misafirin durumunu anlamaya yönelik bir anlam taşıdığının aktarıldığını söylüyor.

Geleneksel anlatıya göre misafirin önce su içmesi aç olduğuna, kahveyi tercih etmesi ise tok olduğuna işaret ederdi. Ev sahibi de buna göre ikramını şekillendirirdi.

Bu küçük ayrıntının dahi Türk toplumundaki misafirperverlik anlayışını gösterdiğini belirten Mavicioğlu, kahve sunumunun bu nedenle kendisi için ayrı bir önem taşıdığını dile getiriyor.

Kız istemede kahve geleneği

Türk kahvesinin kültürel anlamının en belirgin görüldüğü alanlardan biri de kız isteme merasimleri.

Mavicioğlu, özellikle geçmişte gençlerin duygularını bugünkü kadar doğrudan ifade edemediği dönemlerde kahvenin de bir iletişim aracı olarak görüldüğünü anlatıyor.

Kız isteme sırasında hazırlanan kahvenin sunumuna ilişkin geleneksel anlatılarda, kahveye tuz eklenmesinin olumsuz bir cevabı, yanında lokum bulunmasının ise olumlu yaklaşımı simgelediği aktarılıyor.

Bugün bu uygulamalar her ailede aynı biçimde sürdürülmese de kahvenin özel günlerdeki sembolik konumunun kültürel hafızadaki yerini koruduğu görülüyor.

Kahve eski porselenlerde yeniden hayat buluyor

Mavicioğlu, Türk kahvesinin hikâyesini anlatırken sunumun da en az kahvenin kendisi kadar önemli olduğunu düşünüyor. Bu nedenle müşterilerine hazırladığı kahveleri zaman zaman eski porselenlerle servis ediyor.

Kahvenin fincana ulaşmasından önce başlayan bu hazırlık, sunum sırasında anlatılan hikâyelerle tamamlanıyor.

“Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı var” sözünün, kahvenin toplumdaki yerini anlatan en güçlü ifadelerden biri olduğunu belirten Mavicioğlu, mekanını da bu anlayış üzerine şekillendirdiğini söylüyor.

Amacının Türk kahvesini yalnızca içilen bir ürün olarak değil, geçmişten bugüne taşınan bir kültür olarak tanıtmak olduğunu ifade eden Mavicioğlu, kahve içmeye gelenlere pişirme yönteminden geleneksel sunumlara kadar pek çok ayrıntıyı aktarıyor.

UNESCO tesciliyle dünya kültür mirasında

Türk kahvesi kültürü, 2013 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne dahil edilerek uluslararası alanda da tescillenen değerler arasında yer aldı.

Diyarbakır’da sürdürülen bu tür geleneksel sunumlar ise kahvenin yalnızca günlük tüketilen bir içecek olmadığını, aynı zamanda sohbeti, misafirperverliği, özel günleri ve kuşaktan kuşağa aktarılan alışkanlıkları bir araya getiren kültürel bir miras olduğunu hatırlatıyor.

Bir fincan kahvenin birkaç dakikada tüketilmesine karşın arkasındaki hikâyenin yüzyıllara uzanması, Türk kahvesini benzer içeceklerden ayıran en önemli özelliklerden biri olarak öne çıkıyor.