Türkiye genelinde yayınlanan bazı gündüz kuşağı televizyon programları, toplumun ahlaki yapısına zarar verdiği gerekçesiyle vatandaşların tepkisini çekmeye devam ediyor. Özellikle çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz etkiler bıraktığı ifade edilen bu programların, suç ve şiddeti meşrulaştırarak toplumsal yozlaşmayı hızlandırdığı öne sürülüyor.
Vatandaşlar, söz konusu yayınların özgürlük adı altında inanç, kültür ve aile değerlerini aşındırdığını dile getirirken, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) başta olmak üzere denetleyici kurumların yeterli adım atmamasından duydukları rahatsızlığı da açıkça ifade ediyor.
“Bu içerikler bu coğrafyanın değerlerine ait değil”
Gündüz kuşağı programlarının aile yapısını doğrudan etkilediğini belirten Hamza Demirel, bu yayınların masum olmadığını savunarak şunları söyledi:
“İnanç ve kültür perspektifinden bakıldığında bu programların bu topluma ait olmadığını görüyoruz. Kanaatimce bunlar, toplumun ahlakını zayıflatmaya yönelik planlı projelerdir. Kötülüğü sürekli gündemde tutmak, onu azaltmaz; aksine yaygınlaştırır. İyiliği ve güzelliği konuşmamız gerekiyor. Bu konuda hem ailelere hem de devlete büyük sorumluluk düşüyor.”
“Kötülük konuştukça çoğalıyor”
Demirel, bu tür programların bilgilendirici olduğu yönündeki görüşlere de katılmadığını belirterek, kötülüğün teşhir edilmesinin toplumsal etkiyi artırdığını vurguladı. Ailelerin çocuklarını kendi değerleri doğrultusunda yetiştirmesinin önemine değinen Demirel, kamuoyu oluşması halinde devletin daha kararlı adımlar atacağına inandığını ifade etti.
“Evlerde dedektifliğe başlandı”
Gündüz kuşağı programlarının aile bireyleri üzerindeki etkisine dikkat çeken Muhammet Altaş ise özellikle ev hanımlarının bu yayınlardan yoğun şekilde etkilendiğini söyledi:
“Annem sabah akşam bu programları izliyor. İzlediklerini dert ediniyor, kendince olayları çözmeye çalışıyor. Evde bile huzursuzluk oluşuyor. Toplumda herkes birbirini etkiliyor. Bu bir popüler kültür döngüsü. Suç oranlarına baktığımızda da genel bir artış var. Bu programlar ya kaldırılmalı ya da yayın süreleri ciddi şekilde kısıtlanmalı.”
“Kavga ve şiddet içerikleri normalleştiriliyor”
Şaban Taşan ise bilgi ve eğitim amaçlı yayınlara karşı olmadığını ancak bazı gündüz kuşağı programlarının tamamen kavga, kaos ve şiddet üzerinden ilerlediğini belirtti. Taşan, “Sağlık, spor ve eğitici içerikler artırılmalı. Aileler çocuklarını belgesel ve çizgi filmlere yönlendirmeli. Devlet bu tabloyu görmezden gelmemeli” dedi.
“Kötü örnekler rol model oluyor”
Aile yapısının ciddi zarar gördüğünü savunan Mehmet Kızılkaya da bu programların yeni nesil üzerinde kalıcı etkiler bıraktığını ifade etti:
“Sürekli kötü örnekler gösteriliyor. Evden kaçanlar, suçu normal görenler bu yayınlardan etkileniyor. Bazı kişiler buradan güç alıyor. Devletin bu konuda bir komisyon kurarak çözüm üretmesi gerekiyor.”
“RTÜK neden sessiz?”
Denetim eksikliğine tepki gösteren Umut Durmaz ise küçük yaştaki çocukların bu içeriklerle karşı karşıya kaldığını vurguladı. Durmaz, “Aileye saygı azalıyor. 20-30 yıl sonra toplumun hali daha da kötü olabilir. RTÜK’ün bu yayınları denetlemesi gerekiyor. Çıkan filmler denetleniyorsa bu programlar neden denetlenmiyor?” diyerek yetkililere çağrıda bulundu.
“Gerçek olmayan içeriklere inanılıyor”
Muhammed Altaş da ailesinde bu programlardan etkilenen bireyler olduğunu belirterek, özellikle ev hanımlarının bu içerikleri gerçekmiş gibi algıladığını söyledi. Altaş, “Yemek yaparken bile son ses izleniyor. Bu programlarda anlatılanlar dışarıda gerçekmiş gibi konuşuluyor. Ailelerin eğitici ve faydalı programlara yönelmesi şart” ifadelerini kullandı.
