Diyarbakır’ın taşları yeniden konuşuyor
- 26-09-2026 00:53
- 50
Diyarbakır…
Bir şehri anlatmak için bazen rakamlara, bazen tarihi yapılara, bazen de bir ezginin sesine kulak vermek gerekir.
Son günlerde Diyarbakır’da kültür ve turizm adına yaşananlara baktığımda, şehrin yavaş yavaş kabuğunu kırdığını düşünüyorum.
Çünkü Diyarbakır artık yalnızca surları, hanları, camileri ve binlerce yıllık geçmişiyle değil; kültürü yaşatan etkinlikleri, gastronomisi, müziği ve turizm hareketliliğiyle de gündeme geliyor.
Bunun en güzel örneklerinden biri geçtiğimiz günlerde Zerzevan Kalesi’nde yaşandı.
Roma döneminin önemli miraslarından biri olan Zerzevan’ın taş duvarları arasında Diyarbakır türküleri bu kez senfoni orkestrasının ezgileriyle buluştu. Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası eşliğinde gerçekleştirilen konser, tarihi mekân ile sanatın nasıl güçlü bir bütün oluşturabileceğini bir kez daha gösterdi.
İşte benim Diyarbakır için görmek istediğim tablo tam da bu.
Tarihi koruyacağız, ama tarihi sadece seyretmeyeceğiz.
Onu sanatla, müzikle, gastronomiyle ve çağdaş etkinliklerle yeniden hayatın içine katacağız.
Bir başka önemli gelişme ise mutfak kültüründe yaşanıyor.
Diyarbakır’ın geleneksel yemekleri, şerbetleri ve yöresel lezzetleri yalnızca sofralarda kalmamalı. Bu değerler aynı zamanda kentin turizm markasının önemli parçalarından biri olmalı.
Çünkü turist artık yalnızca bir yapının fotoğrafını çekmek istemiyor.
O şehrin tadını da bilmek istiyor.
Diyarbakır’ın kahvaltısını, ciğerini, kaburga dolmasını, meftunesini, kadayıfını, şerbetini ve daha nice yöresel lezzetini tanımak istiyor.
Ve elimizde bunun için muazzam bir kültürel miras var.
1 milyon 25 bin ziyaretçi tesadüf değil
Diyarbakır’ın turizm açısından geldiği noktayı gösteren en dikkat çekici verilerden biri de ziyaretçi sayısı.
Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü verilerine göre 2026 yılının ilk 6 ayında Diyarbakır 1 milyon 25 bin ziyaretçi ağırladı. Bu ziyaretçilerin yaklaşık 500 bini kentte konakladı.
Bu rakam bize aslında çok önemli bir şey söylüyor:
Diyarbakır’ın turizm potansiyeli artık sadece bir temenni değil, ekonomik ve sosyal karşılığı olan gerçek bir değer.
Fakat burada durmamak gerekiyor.
Bir milyon ziyaretçiyi iki milyona çıkarmak kadar, gelen ziyaretçinin Diyarbakır’da daha fazla gün kalmasını sağlamak da önemli.
Turist Sur’u gezip gitmemeli.
Zerzevan’ı görüp dönmemeli.
Hevsel’i izleyip ayrılmamalı.
Diyarbakır mutfağının tadına bakmalı, kültürünü tanımalı, müzelerini gezmeli, esnafıyla buluşmalı ve şehirden ayrılırken yanında güzel bir hatıra götürmeli.
Tarihi yapılar yalnızca taş değildir
Çifte Han’da restorasyon sürecinin yeniden gündeme gelmesi de bu açıdan önemli.
Yaklaşık 500 yıllık tarihi yapının restorasyon süreci için hazırlıkların hızlandığı bildiriliyor.
Diyarbakır’ın her sokağında buna benzer hikâyeler var.
Bir han…
Bir konak…
Bir sokak…
Bir burç…
Bir taş duvar…
Ama hepsinin ortak bir sorunu var:
Onları korumak kadar doğru şekilde yaşatmak da gerekiyor.
Tarihi yapıları restore edip kapısını kilitlemek yetmez.
O yapının içine hayat koymak gerekir.
Sanatçı girmeli.
Esnaf girmeli.
Zanaatkâr girmeli.
Gençler girmeli.
Turist girmeli.
Çünkü yaşayan tarih, gelecek nesillere aktarılabilir.
Diyarbakır’ın artık yeni bir hikâyeye ihtiyacı var
Diyarbakır’ın çok büyük bir avantajı var.
Başka şehirlerin sonradan oluşturmaya çalıştığı kültürel miras burada zaten var.
Surlar burada.
Hevsel burada.
Zerzevan burada.
Hanlar burada.
Müzeler burada.
Kadim mutfak burada.
Müzik burada.
Edebiyat burada.
Ve bütün bunların üzerinde binlerce yıllık bir şehir hafızası var.
Şimdi yapılması gereken, bu değerleri birbirinden kopuk şekilde değil, tek bir Diyarbakır hikâyesinin parçaları olarak anlatmak.
Bir turist Diyarbakır’a geldiğinde ona yalnızca “şu tarihi yapıyı gör” dememeliyiz.
Ona bir rota sunmalıyız.
Sabah tarihi Sur sokakları…
Öğlen Diyarbakır mutfağı…
Öğleden sonra müzeler…
Akşam bir kültür-sanat etkinliği…
Ertesi gün Zerzevan…
Ve şehirden ayrılırken “Diyarbakır’ı yeniden görmek istiyorum” dedirtecek bir deneyim…
Bence asıl hedef bu olmalı.
Çünkü Diyarbakır’ın turizmde ihtiyacı olan şey yalnızca daha fazla ziyaretçi değil.
Daha uzun kalan, daha fazla keşfeden, daha fazla harcayan ve şehirden güzel anılarla ayrılan ziyaretçi.
Diyarbakır’ın taşları binlerce yıldır konuşuyor.
Şimdi sıra bizde.
O taşların anlattığı hikâyeyi dünyaya doğru şekilde anlatma zamanı.
Diyarbakır geçmişin emanetçisi olduğu kadar geleceğin kültür ve turizm merkezlerinden biri olmayı da hak ediyor.
Ve son günlerde yaşanan gelişmeler gösteriyor ki…
