Diyarbakır’ın Diclekent semtinde ahşap ustalığını sanatla buluşturan Sedat Özdemir, doğada ömrünü tamamlayan ağaçları yeniden hayata kazandırıyor. Yaklaşık 30 yıldır ahşapla çalışan Özdemir, özellikle 300-400 yıllık ceviz ağaçlarından hazırladığı özel tasarımlarla ağacın geçmişini geleceğe taşıyor.
Mesleğe 1998 yılında bir mobilya ustasının yanında çırak olarak başlayan Özdemir, yıllar içerisinde edindiği deneyimi özgün tasarımlara yönlendirdi. 2011 yılında kendi atölyesini kuran usta, klasik mobilya üretiminin yanı sıra ahşabın doğal dokusunu ön plana çıkaran çalışmalar yapmaya başladı.
Özdemir, mesleğe başladığı ilk yıllarda mobilya üretimine ağırlık verdiğini belirterek zaman içerisinde farklı bir üretim anlayışı geliştirdiğini söyledi.
“1998 yılında çırak olarak başladım. O dönemde bir zanaat öğrenmek en büyük sermayeydi. Mesleğimi sevdikçe kendimi geliştirdim. Bir süre sonra yalnızca mobilya yapmak yerine ağacın kendi karakterini ortaya çıkaran eserler üretmeye yöneldim” dedi.
Yaşayan ağaçları kesmiyor
Ürünlerinde yaşayan ağaçları kullanmadığını vurgulayan Özdemir, ham maddesini kurumuş, devrilmiş veya yıldırım nedeniyle zarar görmüş ağaçlardan seçtiğini ifade etti.
Özdemir, özellikle ceviz ağacının kendisi için ayrı bir yere sahip olduğunu belirterek, “Kurumuş, çürümüş veya yıldırım düşmesi sonucu devrilmiş ağaçları değerlendiriyoruz. Yeşil ağaç kesmek hem doğru değil hem de bizim çalışma anlayışımıza aykırı. Özellikle ceviz ağacıyla çalışıyorum. Bunun yanında zeytin, köknar ve maun gibi ağaçları da kullanıyoruz. Şimdiye kadar yaklaşık 400 yıllık ağaçlarla çalışma fırsatım oldu” diye konuştu.
Her ağacın kendine özgü bir hikâyesi var
Ahşabın yalnızca bir malzeme olmadığını dile getiren Özdemir, ağaç gövdesindeki damarların geçmişten izler taşıdığını söyledi. Ağaç kesitlerinin incelenmesiyle geçmişte yaşanan kuraklık ve yağışlı dönemlere ilişkin izlerin görülebildiğini belirten Özdemir, doğal dokuyu mümkün olduğunca korumaya çalıştığını kaydetti.
“Doğa zaten başlı başına bir sanatçı. Biz sadece ağacın ortaya çıkardığı güzelliği görünür hale getiriyoruz. Damar çizgilerine baktığınızda ağacın yıllar boyunca yaşadığı dönemlerin izlerini görebiliyorsunuz. Bu da her ürünü birbirinden farklı kılıyor” ifadelerini kullandı.
Bir eserin tamamlanması 1 ayı bulabiliyor
Özdemir’in atölyesinde işlenen ağaçlar, tasarım aşamasından önce özel işlemlerden geçiriliyor. Fırınlarda kurutulan ahşap daha sonra zımparalanarak işleniyor ve kullanım amacına göre koruyucu uygulamalardan geçiriliyor.
Son beş yıldır epoksi tekniğini de çalışmalarına dahil eden Özdemir, bir ürünün tamamlanma süresinin tasarımın niteliğine göre değiştiğini söyledi. Bazı çalışmaların yaklaşık 10 günde tamamlandığını belirten Özdemir, daha detaylı eserlerde bu sürenin bir aya kadar çıkabildiğini aktardı.
Ahşabın doğal görünümünü korumak isteyen müşteriler için farklı yöntemler uyguladığını belirten Özdemir, vernik yerine badem yağı ve zeytinyağı kullandığı ürünler de bulunduğunu söyledi.
“Mobilya değil, ahşaptan sanat üretiyorum”
Diyarbakır’da yaptığı çalışmaların henüz geniş kesimler tarafından yeterince bilinmediğini ifade eden Özdemir, ürünlerinin günlük kullanımın ötesinde özel tasarım ve koleksiyon niteliği taşıdığını belirtti.
Özdemir, “Ben kendimi sadece mobilyacı olarak görmüyorum. Ahşaptan sanat üretmeye çalışıyorum. Diyarbakır’da ve bölgede bu alanda çalışma yapan çok fazla kişi yok. Atölyeye gelenler ürünleri gördüğünde büyük ilgi gösteriyor. Her ağacın yapısı ve her tasarım farklı olduğu için fiyatlar da kullanılan malzemeye ve işçiliğin zorluğuna göre değişiyor” dedi.
Doğada ömrünü tamamlayan yüzlerce yıllık ağaçları çöpe gitmekten kurtaran Özdemir, el emeğiyle şekillendirdiği eserlerle hem geleneksel ahşap işçiliğini yaşatıyor hem de geçmişten bugüne ulaşan doğal dokuları yeni kullanım alanlarına taşıyor.