?>

Ortadoğu’nun Sessiz Gerilimi: İran ve Yeni Dünya Dengesi

Sedat IRMAK

5 gün önce

Son günlerde dünya gündeminin merkezinde yine İran var. Bölgesel güç mücadelesinin, diplomatik satranç oyunlarının ve ekonomik çıkar çatışmalarının ortasında duran İran, yalnızca Ortadoğu’nun değil, küresel siyasetin de en kritik aktörlerinden biri olmayı sürdürüyor.
Başkent Tahran’dan yükselen her siyasi mesaj, yalnızca bölge ülkelerinde değil, enerji piyasalarından savunma stratejilerine kadar geniş bir coğrafyada yankı buluyor. İran’ın nükleer programı etrafında süren tartışmalar, yaptırımlar ve karşılıklı tehdit söylemleri, aslında yıllardır çözülemeyen kronik bir krizin parçaları olarak karşımızda duruyor.
Ortadoğu’nun tarihsel gerçekliği, büyük güç rekabetinin hiçbir zaman tamamen sona ermediğini gösteriyor. İran ise bu rekabetin hem öznesi hem de hedefi konumunda. Bir tarafta kendi güvenlik doktrinini güçlendirmeye çalışan bir devlet politikası, diğer tarafta bölgesel ve küresel aktörlerin stratejik baskısı… Bu denge, çoğu zaman diplomasinin sınırlarını zorlayan gerilimlere dönüşüyor.
Bugün asıl sorgulanması gereken nokta şudur: Bölgesel barış gerçekten mümkün mü? Çünkü Ortadoğu coğrafyasında savaşın kazananı olmuyor; kaybedeni ise çoğu zaman siviller, ekonomi ve gelecek umutları oluyor. Enerji hatlarının, ticaret yollarının ve stratejik boğazların güvenliği sadece bir ülkenin değil, tüm insanlığın ortak meselesidir.
Türkiye açısından bakıldığında ise İran’daki gelişmelerin yakından takip edilmesi kaçınılmazdır. Zira iki ülke tarih boyunca hem rekabet hem de iş birliği içinde olmuş, ticaret, güvenlik ve diplomasi hattında birbirine alternatif değil, zorunlu komşular olarak varlığını sürdürmüştür.
Hal öyle olunca sonuç olarak İran meselesi, yalnızca bugün tartışılan bir dış politika başlığı değildir. Bu konu, geleceğin dünya düzeninin nasıl şekilleneceğine dair kritik bir test alanıdır. Diplomasi kanallarının açık tutulması, askeri gerilimin azaltılması ve bölgesel diyalog mekanizmalarının güçlendirilmesi, sadece İran için değil, tüm dünya için zorunlu bir ihtiyaçtır.
Ortadoğu’nun kaderi, silahların değil, aklın ve sağduyunun galip gelmesiyle değişebilir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI