Ana içeriğe geç
MUSTAFA REMZİ TAŞÇI
MUSTAFA REMZİ TAŞÇIKöşe Yazarı

Diyarbakır’dan Türkiye’ye Altyapı Çilesi

Bir şehrin gelişmişliği yalnızca gökyüzüne uzanan binaları, geniş caddeleri ve gösterişli meydanlarıyla ölçülmez.

Bir şehrin gelişmişliği yalnızca gökyüzüne uzanan binaları, geniş caddeleri ve gösterişli meydanlarıyla ölçülmez. Asıl gelişmişlik; musluktan akan temiz suda, kesintisiz elektrik ve internet hizmetlerinde, yoğun yağışlarda göle dönüşmeyen caddelerde ve acil durumlarda yardım ekiplerinin vatandaşlara zamanında ulaşabilmesinde kendini gösterir.
Bütün bunlar tesadüfen gerçekleşmez. İyi planlanmış bir altyapının, uzun vadeli şehircilik anlayışının ve kurumlar arası koordinasyonun sonucudur. Gerçek şehircilik, yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılamak değil, gelecek elli yılı, hatta yüz yılı düşünerek hareket etmektir.
Sürekli Kazılan Yollar mı, Akıllıca Planlanmış Şehirler mi?
Gelişmiş şehirlerde, özellikle yoğun kullanılan ana ulaşım akslarında ortak altyapı tünellerinden ve teknik galerilerden yararlanılabiliyor. Bu sistemlerde su boruları, elektrik hatları ve iletişim kabloları belirli bir düzen içinde yerleştiriliyor. Böylece bakım ve onarım çalışmaları kolaylaşıyor, aynı yolların farklı kurumlar tarafından tekrar tekrar kazılması önlenebiliyor.
Peki bizde durum nasıl?
Bir gün su borusu döşemek için kazılan yol, kısa süre sonra elektrik veya internet hattı geçirmek için yeniden açılıyor. Daha yeni dökülen asfalt sökülüyor, trafik aksıyor ve kamu kaynakları aynı iş için tekrar tekrar harcanıyor.
Bunun maliyetini kim ödüyor? Elbette vatandaş!
Üstelik mesele yalnızca asfaltın sökülüp yeniden yapılması değil. İş gücü, yakıt, iş makineleri, esnafın uğradığı zarar, vatandaşın zaman kaybı ve trafik yoğunluğunun oluşturduğu ekonomik yük de bu hesabın içinde.
Oysa kurumlar ortak bir planlama doğrultusunda hareket etse, altyapı yatırımları eş zamanlı yürütülse ve kazı çalışmaları önceden koordine edilse bu kayıpların önemli bir bölümü azaltılabilir.
Burada asıl mesele para değil, mevcut kaynakların ne kadar akılcı kullanıldığıdır.
Diyarbakır’da Vatandaşın Çektiği Çile Kimin Umurunda?
Gelelim Diyarbakır’a!
Dicle Üniversitesi güzergâhında, özellikle Seyrantepe Kavşağı’ndan üniversiteye ulaşımda yaşanan sıkıntılar, bölgeyi kullanan birçok vatandaşın günlük hayatını olumsuz etkiliyor. Öğrenciler, akademisyenler, doktorlar, sağlık çalışanları, hastalar ve kamu görevlileri bu güzergâhı kullanmak zorunda.
Bir de ambulansları, itfaiyeyi ve güvenlik güçlerini düşünün. Trafikte yaşanan gecikmeler, bazı durumlarda hayati sonuçlar doğurabilir.
Elbette altyapı çalışmaları yapılmalı, yollar yenilenmeli ve şehir geliştirilmelidir. Kimse buna karşı değil. Ancak vatandaşın haklı olarak sorduğu soru şu: Madem bu çalışmalar yapılmak zorunda, neden önceden planlanmıyor? Neden kurumlar ortak bir takvim üzerinden hareket etmiyor? Neden vatandaşın mağduriyeti en aza indirilmiyor?
Kos koca bir yaz mevsimi geride kalırken, uygun projelerde vardiyalı çalışma neden yeterince değerlendirilmedi? Trafiğin daha sakin olduğu saatlerde çalışma yapılamaz mıydı? Alternatif güzergâhlar oluşturulamaz, acil müdahale araçları için güvenli geçiş koridorları sağlanamaz mıydı?
Belediyeler, ilgili altyapı kuruluşları, Karayolları ve üniversite yönetimi bir araya gelerek ortak bir çözüm üretemez mi?
Kurumlar arası iş birliği tam da bunun için vardır.
Vatandaş imkânsızı istemiyor. İstediği; planlı çalışma, şeffaf yönetim, hesap verebilirlik ve insan hayatına verilen değerdir.
Yazıktır, günahtır! Bu memleketin insanına, öğrencisine, hastasına ve sağlık çalışanına bu kadar zaman kaybı ve mağduriyet yaşatılmamalıdır. Kamu hizmetinin amacı, vatandaşın hayatını zorlaştırmak değil, kolaylaştırmaktır.
Yağmur Suyu, Elektrik ve İnternet Altyapısı
Çağdaş şehircilikte önemli konulardan biri de yağmur suyu yönetimidir. Yağmur suyu ile kanalizasyonun uygun bölgelerde ayrı sistemlerle toplanması, taşkın riskini ve arıtma tesislerinin üzerindeki yükü azaltabilir. Toplanan yağmur suları, gerekli filtreleme ve arıtma işlemlerinden geçirildikten sonra uygun alanlarda sulama amacıyla kullanılabilir veya yer altı sularının beslenmesine katkı sağlayabilir.
İçme suyu şebekelerinde akustik sensörler ve akıllı sayaçlar kullanılarak borulardaki kaçaklar erkenden tespit edilebilir. Dayanıklı malzemelerin tercih edilmesi ve düzenli bakım yapılması da su kayıplarını azaltır.
Elektrik ve iletişim hatlarının uygun bölgelerde yer altına alınması, ortak kablo kanallarının kullanılması ve akıllı şebekelerden yararlanılması da altyapının dayanıklılığını artırabilir.
Bir başka önemli gelişme ise, yer altındaki su borularının, elektrik hatlarının, kanalizasyon şebekelerinin ve iletişim kablolarının dijital haritaları oluşturularak altyapı daha etkin yönetilebilir.
Yapay zekâ ve veri analizi sayesinde geçmiş arızalar değerlendirilerek riskli bölgeler belirlenebilir, bakım çalışmaları arızalar meydana gelmeden planlanabilir. Böylece yalnızca sorun çıktıktan sonra müdahale eden bir anlayıştan, sorunları önlemeyi amaçlayan bir yönetim modeline geçilebilir.
Ancak teknoloji tek başına yeterli değildir. Başarının temelinde doğru planlama, güncel veriler ve kurumlar arasında etkili iş birliği bulunur.
Peki Bütün Bunlar Çok mu Pahalı?
Elbette her yatırımın bir maliyeti vardır. Ortak altyapı tünelleri ve dijital yönetim sistemleri ciddi bir ilk yatırım gerektirebilir. Ancak sürekli kazılan, yeniden asfaltlanan ve trafik sıkışıklığına neden olan yolların da küçümsenmeyecek bir maliyeti vardır.
Üstelik her sokakta devasa tüneller inşa etmek zorunlu değildir. Bazı bölgelerde ortak kablo kanalları, yedek borular, dijital altyapı haritaları ve koordineli kazı programları daha ekonomik çözümler sunabilir.
Önemli olan, yalnızca ilk yatırım maliyetine değil, uzun vadeli bakım giderlerine, tekrar eden kazı masraflarına ve vatandaşın uğradığı kayıplara da bakmaktır.
Diyarbakır gibi büyüyen şehirlerde ortak kazı ve yatırım takvimleri oluşturulmalı, yer altı altyapısı dijital ortamda haritalanmalı ve yoğun ulaşım akslarında trafik etki analizleri yapılmalıdır. Acil müdahale araçlarının geçişi güvence altına alınmalı, çalışmaların takvimi ve gecikme nedenleri kamuoyuyla açıkça paylaşılmalıdır.
Vatandaş, yaşadığı şehirde hangi çalışmanın neden yapıldığını ve ne zaman tamamlanacağını bilme hakkına sahiptir.
Sonuç: Gerçek Gelişmişlik, Görünmeyen Yatırımlarda Saklıdır
Bir şehrin gelişmişliği yalnızca gökyüzüne uzanan binalarla değil, yer altında ne kadar akıllıca bir sistem kurulduğuyla da ölçülür.
Aynı yolların plansızlık nedeniyle defalarca kazılması, kamu kaynaklarının ve vatandaşın zamanının israf edilmesidir. Altyapı yatırımları günü kurtarmak için değil, geleceği güvence altına almak için yapılmalıdır.
Diyarbakır’da yaşanan ulaşım sıkıntıları da bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Şehircilik yalnızca yol yapmak, asfalt dökmek veya yeni projeler üretmek değildir. Asıl mesele, bütün bu çalışmaları birbiriyle uyumlu, planlı ve insan odaklı biçimde yürütmektir.
Unutmayalım: Gerçek medeniyet, yalnızca gözle görünen yapılarda değil, görünmeyen sistemlerin ne kadar akıllıca çalıştığında ortaya çıkar. Diyarbakır’ın insanı da planlı, güvenli, konforlu ve çağdaş bir şehirde yaşamayı hak ediyor.