Ana içeriğe geç
NEDİM DEMİR
NEDİM DEMİRKöşe Yazarı

BAZEN BİR ŞEHRİN EN BÜYÜK EKSİĞİ, GÖRÜNMEYEN ŞEYLERDİR

 Bir kentin güzelliği yalnızca taşında, sokağında, tarihi yapılarında değil; insanına nasıl davrandığında saklıdır.

Bazı şehirler vardır, fotoğraflarda çok güzel görünür. Tarihi surları, taş sokakları, eski hanları ve kendine özgü kokusuyla insanı kendine hayran bırakır. Ama bir de o fotoğraflara sığmayan bir hayat vardır. Sabah erkenden evinden çıkan işçinin telaşı, okul yolunda yürüyen çocuğun heyecanı, akşam evine yorgun dönen annenin sessizliği…

İşte bir şehri asıl anlatan, çoğu zaman kimsenin fotoğrafını çekmediği bu anlardır.

Diyarbakır da böyle bir şehir. Her köşesinde ayrı bir hikâye, her sokağında geçmişten bugüne uzanan bir hatıra var. Ancak bazen düşünüyorum: Biz bu şehrin güzelliklerini anlatırken, içinde yaşayan insanların küçük ama önemli ihtiyaçlarını ne kadar görebiliyoruz?

BÜYÜK PROJELER KADAR KÜÇÜK DOKUNUŞLAR DA ÖNEMLİ

Bir şehrin gelişmesi için büyük yatırımlara, yeni yollara, modern yapılara ve güçlü projelere elbette ihtiyaç var. Fakat hayatın kalitesini belirleyen, çoğu zaman bunlardan daha küçük ayrıntılar.

Bir kaldırımın engelli bir vatandaşın geçişine uygun olması…

Bir parkta yaşlı bir insanın dinlenebileceği bir bank bulunması…

Bir okulun önünde çocuğun güvenle karşıya geçebilmesi…

Yağmur yağdığında vatandaşın su birikintilerinden kaçmak zorunda kalmaması…

Bunlar belki açılış törenlerinde uzun uzun konuşulacak işler değil. Ama o kaldırımı kullanamayan insan için mesele son derece büyük. Çocuğunu okula götüren bir anne için güvenli bir geçit, herhangi bir projeden çok daha anlamlı olabilir.

Şehir dediğimiz şey, yalnızca beton ve asfalt değildir. Şehir, insanın gündelik hayatını kolaylaştırabildiğimiz ölçüde güzelleşir.

BİR ŞEHRİN VİCDANI, EN ÇOK KİMSELERİN FARK ETMEDİĞİ YERDE SINANIR

Diyarbakır’ın gençleri var. Hayalleri büyük, beklentileri yüksek. İş bulmak, iyi bir eğitim almak, kendi memleketinde geleceğini kurmak istiyorlar. Yaşlıları var; geçmişin hatıralarını taşıyor, bugünün hızına yetişmeye çalışıyorlar. Çocukları var; sokaklarda güvenle oynamayı, parklarında özgürce koşmayı hak ediyorlar.

Peki, bir şehir bütün bu insanlara aynı ölçüde sahip çıkabiliyor mu?

Bu soru yalnızca yerel yöneticilere değil, hepimize yöneltilmeli.

Çünkü kamu hizmetlerini yürütmek yöneticilerin sorumluluğudur. Eksikleri tespit etmek ve gidermek de bu sorumluluğun bir parçasıdır. Vatandaşın görevi ise gördüğü sorunu dile getirmek, çözüm talep etmek ve ortak yaşam alanlarına sahip çıkmaktır.

Eleştiri, bir şehre düşmanlık değildir. Tam tersine, doğru yapıldığında o şehre duyulan bağlılığın en açık göstergelerinden biridir.

Bir eksikliği dile getirmek, karalamak anlamına gelmez. Bir sorunun çözülmesini istemek, umudunu kaybetmediğini gösterir.

DİYARBAKIR'IN GELECEĞİ SADECE BÜYÜMEKTE DEĞİL, GÜZELLEŞMEKTE

Bugün Diyarbakır’ın turizmden gastronomiye, kültürden tarihe kadar anlatılacak pek çok değeri var. Bu değerleri korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak hepimizin ortak sorumluluğu.

Ancak kentin geleceğini yalnızca kaç turistin geldiğiyle, kaç binanın yapıldığıyla ya da kaç kilometre yolun tamamlandığıyla ölçemeyiz.

Bir çocuğun yaşadığı mahallede kendini güvende hissetmesi de başarıdır.

Bir gencin başka bir şehre gitmek zorunda kalmadan hayallerini gerçekleştirebilmesi de başarıdır.

Bir yaşlının, bir engellinin ya da dar gelirli bir ailenin kent yaşamına rahatça katılabilmesi de başarıdır.

Bunlar rakamlara sığmayabilir. Ama bir şehrin gerçek değerini belirleyen şeylerin başında gelir.

Belki de artık kendimize şu soruyu daha sık sormalıyız: Diyarbakır'ı dışarıdan gelenlere ne kadar güzel anlatıyoruz değil, burada yaşayanlara ne kadar güzel bir hayat sunabiliyoruz?

SON SÖZ

Bir gün Diyarbakır’ın sokaklarında yürürken yalnızca tarihi surlarına, taş evlerine ve kalabalık caddelerine bakmayalım. Bir kaldırımda yürümeye çalışan yaşlıyı, yağmurdan kaçacak yer arayan öğrenciyi, parkta çocuğunu izleyen anneyi de görelim.

Çünkü şehir dediğimiz şey, uzaktan seyredilen bir manzara değildir. Her gün içinde yaşadığımız, sevincini ve sıkıntısını paylaştığımız ortak evimizdir.

Bu evin duvarları ne kadar sağlam olursa olsun, içinde yaşayan insanlar kendilerini huzurlu hissetmiyorsa eksik bir şeyler var demektir.

Diyarbakır’ın daha güzel yarınlara ulaşması için yalnızca şehri büyütmeye değil, insanın hayatını kolaylaştırmaya da ihtiyacımız var.

Unutmayalım; bir şehrin gerçek zenginliği, sahip olduğu taşların değil, o taşların arasında yaşayan insanların yüzündeki huzurun sayısıyla ölçülür.