<div>Bir şehri tanımak için bazen tarihi kitaplara bakmaya gerek yoktur.</div> <div>Bir sabah erkenden sokağa çıkın…</div> <div>Fırından yükselen ekmek kokusuna, kahvehanenin önünde başlayan sohbete, pazarda tezgâhını açan esnafın sesine, okul yolunda yürüyen çocukların telaşına kulak verin.</div> <div>İşte şehir tam orada anlatır kendisini.</div> <div>Diyarbakır da böyledir.</div> <div>Bu şehir yalnızca surlardan, tarihi yapılardan, geniş caddelerden veya kalabalık meydanlardan ibaret değildir. Diyarbakır’ın asıl hikâyesi, her gün binlerce insanın farkında olmadan yazdığı küçük hikâyelerde saklıdır.</div> <div>Bir annenin çocuğuna “üşütme” diye tembih etmesinde…</div> <div>Bir esnafın siftah yapmadan kepenk kapatmak istemeyişinde…</div> <div>Yaşlı bir adamın kaldırım kenarında oturup gelip geçeni izlemesinde…</div> <div>Bir öğrencinin sınav sonucunu beklerken yaşadığı heyecanda…</div> <div>Ve akşam olduğunda evine yetişmeye çalışan insanların adımlarında…</div> <div><strong>Şehir dediğimiz şey biraz da bunların toplamıdır.</strong></div> <div>Bugün hayatın hızına öylesine kapılmış durumdayız ki birbirimizi görmeden yan yana geçiyoruz.</div> <div>Aynı caddede binlerce insan yürüyor ama çoğu birbirinin yüzüne bakmıyor.</div> <div>Telefonlarımız elimizde, kulaklıklarımız kulağımızda, zihnimiz başka yerlerde…</div> <div>Oysa şehir bize sürekli bir şey anlatıyor.</div> <div>Bazen bir kaldırımın bozukluğuyla…</div> <div>Bazen boş kalan bir dükkânın vitriniyle…</div> <div>Bazen de çocukların oyun oynayacak alan aramasıyla…</div> <div>Bunların her biri aslında şehrin bize yönelttiği küçük sorular.</div> <div><strong>Biz bu şehri ne kadar dinliyoruz?</strong></div> <div>Bence asıl mesele burada.</div> <div>Çünkü şehirleri yalnızca binalar büyütmez. İnsanların birbirine karşı duyduğu sorumluluk büyütür.</div> <div>Bir esnaf müşterisine güler yüz gösterdiğinde şehir biraz daha güzelleşir.</div> <div>Bir sürücü yayaya yol verdiğinde şehir biraz daha yaşanabilir hale gelir.</div> <div>Bir vatandaş yere çöp atmadığında, bir başkası yaşlı birine yardım ettiğinde, bir genç toplu taşımada yer verdiğinde aslında hepimiz görünmeyen bir şey inşa ederiz.</div> <div><strong>Şehrin kültürünü…</strong></div> <div>Diyarbakır’ın en büyük zenginliklerinden biri de tam olarak budur.</div> <div>Yüzyıllardır farklı hayatların, farklı hikâyelerin ve farklı insanların yan yana yaşadığı bu şehir, bize birlikte yaşamanın ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor.</div> <div>Elbette sorunlarımız var.</div> <div>Trafik var, ekonomik sıkıntılar var, işsizlik var, çevre sorunları var, eğitimden sağlığa kadar çözülmesi gereken pek çok mesele var.</div> <div>Ama bir şehri sevmek, onun sorunlarını görmezden gelmek değildir.</div> <div>Tam tersine…</div> <div><strong>Şehri sevmek, eksiklerini söyleyebilmektir.</strong></div> <div>Eleştirmek yıkmak değildir.</div> <div>Doğruyu söylemek düşmanlık değildir.</div> <div>Sorunları dile getirmek, şehrin geleceğine sahip çıkmanın bir biçimidir.</div> <div>Bugün Diyarbakır'a baktığımızda yalnızca bugünü değil, yarını da düşünmek zorundayız.</div> <div>Çünkü bizden sonra bu sokaklarda çocuklarımız yürüyecek.</div> <div>Bizim bugün verdiğimiz kararların sonuçlarını onlar yaşayacak.</div> <div>Belki de bu yüzden artık “Ben ne kazanacağım?” sorusundan biraz uzaklaşıp <strong>“Bu şehir ne kazanacak?”</strong> sorusunu daha fazla sormamız gerekiyor.</div> <div>Çünkü şehirler makamlarla değil, hafızayla büyür.</div> <div>Ve Diyarbakır'ın hafızası çok güçlüdür.</div> <div>Bu şehrin taşları konuşur.</div> <div>Sokakları hatırlar.</div> <div>İnsanları unutmaz.</div> <div>Şimdi bize düşen, bu büyük hafızaya yeni ve güzel hikâyeler bırakmaktır.</div> <div>Daha temiz sokaklar…</div> <div>Daha güvenli caddeler…</div> <div>Daha yaşanabilir mahalleler…</div> <div>Daha umutlu gençler…</div> <div>Daha mutlu çocuklar…</div> <div>Ve birbirine biraz daha fazla selam veren insanlar…</div> <div>Belki de ihtiyacımız olan büyük değişim tam olarak budur.</div> <div>Bazen bir şehri değiştirmek için büyük sözlere gerek yoktur.</div> <div><strong>Birbirimize yeniden insan gibi bakmamız yeterlidir.</strong></div> <div>Çünkü şehir dediğimiz şey taş ve betondan önce insandır.</div> <div>Ve bir şehrin geleceği, aslında her sabah sokağa çıkan insanların yüzünde yazılıdır.</div>