<div>Şehirler sadece binalardan, caddelerden ve sokaklardan ibaret değildir. Asıl şehir, orada yaşayan insanların hatıralarıyla şekillenir. Bir sokağın köşesi, bir çay ocağı, eski bir dükkân… Hepsi, bir zamanlar yaşanmış küçük hikâyelerin izlerini taşır.</div> <div>Bir şehirde büyüyenler, o şehrin seslerini ezbere bilir. Sabah açılan kepenklerin gürültüsünü, akşamüstü çay kaşıklarının tınısını, uzaktan gelen çocuk seslerini… Bunlar fark edilmeden hafızaya kazınır. Yıllar geçse bile bir koku ya da bir ses, insanı bir anda geçmişe götürebilir.</div> <div>Şehirler değişir, büyür, dönüşür. Yeni binalar yapılır, yollar genişler, tabelalar değişir. Ama şehir hafızası, insanlarla birlikte yaşamaya devam eder. Eski bir mahalleyi hatırlayan biri, aslında sadece bir yeri değil, bir dönemi anlatır.</div> <div>Bir şehri şehir yapan şey, orada kurulan bağlardır. Komşuluklar, selamlaşmalar, paylaşılan acılar ve sevinçler… Bunlar olmadığında şehir büyür ama ruhu eksilir.</div> <div>Bu yüzden şehirlerin gerçek sahipleri, orada yaşayan ve orayı hatırlayan insanlardır. Bir hikâye anlatıldıkça, bir anı paylaşıldıkça şehir canlı kalır. Aksi halde geriye sadece beton kalır.</div> <div>Şehirler yaşar. Ama onları hayatta tutan, insanın hafızasıdır.</div> <div></div>