<div>Eskiden insanlar kapılarının anahtarını komşusuna bırakırdı. Bugün ise en yakınındaki insana bile temkinli yaklaşıyor. Çünkü çağımızın en büyük kaybı para değil, zaman değil... Güven.</div> <div></div> <div>Bir marketten alışveriş yaparken ürünün son kullanma tarihine bakıyoruz. Bir haber okurken doğru mu diye araştırıyoruz. Telefonumuza gelen mesajın dolandırıcılık olup olmadığını sorguluyoruz. Kısacası artık her şeye şüpheyle yaklaşıyoruz.</div> <div></div> <div>Güven kaybolduğunda sadece insanlar değil, toplum da yorulur. Esnaf müşterisine, müşteri esnafa... Vatandaş kuruma, kurum vatandaşa... Herkes birbirini sorgulamaya başladığında ortaya huzur değil, tedirginlik çıkar.</div> <div></div> <div>Oysa güven, para gibi basılıp çoğaltılabilecek bir değer değildir. Yıllarca emek vererek kazanılır, bir dakikada kaybedilir. Bir sözde, bir davranışta, bazen de tutulmayan bir vaatte yok olup gider.</div> <div></div> <div>Çocuklarımıza iyi bir gelecek bırakmak istiyorsak önce onlara güvenmeyi öğretmeliyiz. Büyüklerimize güven vermeli, komşumuzun derdiyle ilgilenmeli, verdiğimiz sözün arkasında durmalıyız. Çünkü güven sadece bireyleri değil, toplumun tamamını ayakta tutan görünmez bir köprüdür.</div> <div></div> <div>Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey yeni binalar, yeni yollar ya da yeni projeler değil; yeniden birbirimize inanabilmektir.</div> <div></div> <div>Çünkü güvenin olmadığı yerde dostluk zayıflar, ticaret aksar, aileler yıpranır ve toplum sessizce çözülmeye başlar.</div> <div></div> <div>Kazandığımız parayı yeniden kazanabiliriz. Kaybettiğimiz zamanı telafi edebiliriz. Ama kaybettiğimiz güveni geri kazanmak, çoğu zaman yıllar alır.</div> <div></div> <div>Bu yüzden hayatın en pahalı sermayesi cebimizde değil, karakterimizdedir.</div>