<div>Milletlerin huzur ve güven içerisinde yaşayabilmesi, sadece maddi müeyyidelerle değil; vicdanların diri, ahlâkın güçlü ve inancın sağlam olmasıyla mümkündür. Zira bir toplumda İnsani ve ahlaki değerler zayıfladığında orada suçlar artar, güven duygusu zayıflar ve toplumsal düzen sarsılır. İslam dini, insanın canını, malını, aklını, neslini ve dinini korumayı temel hedefleri arasında saymış; bunlara yönelik her türlü saldırıyı büyük bir günah ve ağır bir hak ihlali olarak değerlendirmiştir. Yüce Allah, Kerim Kitabında şöyle buyurur: “<strong>Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin</strong>…” (Nisâ, 4/29)</div> <div>Bu ilahî ikaz, yalnızca soygunculuğu değil; sahtekarlığı, rüşveti, riba vasıtasıyla haram kazancı, emanete ihaneti, aldatmayı ve kul hakkına giren her türlü davranışı kapsamaktadır. Çünkü mal, sahibine Allah’ın emanetidir ve ona haksız yere el uzatmak hem kula hem de Allah’ın koyduğu sınırlara karşı işlenmiş bir suçtur.</div> <div>Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise Veda Hutbesi’nde insan haklarını şu özlü cümlelerle teminat altına almıştır: <strong>“Ey insanlar! Bu Zilhicce ayınız, bu Mekke şehriniz, bu arefe gününüz nasıl mukaddes ise canlarınız, mallarınız, ırzlarınız, şeref ve namusunuz da aynı şekilde mukaddestir, dokunulmazdır.”</strong></div> <div>Bu manifesto, İslam’ın insan hakları anlayışının en açık ifadelerinden biridir. Bir kimsenin malına haksız yere el uzatmak ne kadar büyük bir günah ise, onun kişiliğini incitmek, izzetinefsini zedelemek, iftira atmak, hakaret etmek veya fiziksel zarar vermek de aynı derecede ağır bir vebaldir.</div> <div>Maalesef günümüzde insana karşı işlenen suçlar sadece fiziksel saldırılarla sınırlı değildir. Sosyal medya üzerinden yapılan hakaretler, iftiralar, özel hayatın ihlali, kişilik haklarına yönelik saldırılarda inancımız açısından ciddi sorumluluk doğuran davranışlardır. Bir insanın itibarını zedelemek bazen malını çalmaktan daha büyük tahribatlara sebep olabilir.</div> <div>Mal aleyhine işlenen suçlar da farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Hırsızlık, gasp, dolandırıcılık, sahtecilik, emanete ihanet, kamu malını israf etmek, yetim malını yemek, ticarette hile yapmak ve ölçü-tartıda sahtekarlık bunlardan sadece birkaçıdır. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde ölçü ve tartıda hile yapanları şiddetli bir şekilde uyarmış; kazancın helâl olmasını müminin esas özelliklerinden biri olarak göstermiştir.</div> <div>İslam şeriatında suçun yalnızca cezası değil, engellenmesi de önemlidir. Bunun usulü ise iman, ahlâk ve kul hakkı bilincinin güçlendirilmesinden geçer. Bir mümin, kimsenin görmediği yerde bile harama el uzatmaz. Zira bilir ki insanların gözünden kaçsa da Allah’ın zatından hiçbir şey gizli değildir. Hadisi Şerifte şöyle buyrulmuştur; “<strong>Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. Mümin de insanların canları ve malları konusunda kendisine karşı güven hissettikleri kişidir.”</strong> (Tirmizî, İman, 12.)</div> <div>Bu hadis, şahıs aleyhine işlenen suçların önlenmesi için en temel ölçüyü ortaya koymaktadır. Bir insan, diliyle incitmediği, eliyle zarar vermediği ve malına haksızlık etmediği sürece gerçek anlamda güven veren bir mümin olur.</div> <div>Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri, “kul hakkı” hassasiyetidir. Kul hakkı, yalnızca mahkemelerde çözülecek bir mesele değildir. Ahirette de hesabı sorulacak ağır bir sorumluluktur.</div> <div>Ebü Hüreyre (ra)’den rivayet edildiğine göre, Rasülullah (s.a.v.)<strong> “Müflis kimdir, biliyor musunuz?”</strong> diye sordu. Ashab: Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir, dediler. Rasülullah (s.a.v.): “<strong>Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnad ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir” </strong>buyurdular. (Müslim, Birr 59, Tirmizî, Kıyamet 2)</div> <div>Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız ki güvenin olmadığı yerde huzur olmaz; adaletin olmadığı yerde birlik olmaz, kul hakkının çiğnendiği yerde ise bereket kalmaz. İslam’ın hedefi, suç işleyen insanı çoğaltmak değil; suç işlemeyi aklından bile geçirmeyen faziletli bireyler yetiştirmektir.</div> <div>Öyleyse evlerimizde çocuklarımıza dürüstlüğü öğretelim, ticaretimizde helâl kazancı esas alalım, dilimizi gıybetten, iftiradan ve hakaretten koruyalım; elimizi harama uzatmaktan sakındıralım. Çünkü güçlü toplumlar, güvenilir insanların omuzlarında yükselir.</div> <div>Rabbimiz bizleri; cana, mala ve bütün haklara riayet eden, emanete sadık kalan, adaletle hareket eden ve kul hakkından titizlikle sakınan kullarından eylesin. Âmin.</div>