Bahar Geldi Ama Kış Vazgeçmedi

Diyarbakır’da bahar takvime göre geldi, ama hava hâlâ kararsız. Güneş yüzünü gösteriyor, sokaklar canlanıyor, ağaçlar çiçek açıyor… Ama sabah kapıyı açtığınızda yüzünüze çarpan serinlik, akşam çöken ayazla birleşince insana şunu düşündürüyor: Kış hâlâ gitmeye niyetli değil.

Bu şehir mevsimleri hep kendine özgü yaşar. Sert geçen kışların ardından gelen bahar da bir o kadar nazlıdır. Gündüzleri güneşin altında ince bir ceket bile fazla gelirken, akşamları aynı sokaklarda kalın mont arar insan. Sanki doğa da kararsızdır; bir yandan uyanmak ister, diğer yandan kışın gölgesinden tam sıyrılamaz.

Diyarbakır’ın sabahları ayrı bir hikâye… Hafif bir serinlik, sessiz sokaklar ve yavaş yavaş ısınan hava… Ama o serinlik öyle sıradan değil; insana hem dirilik verir hem de “daha tam bahar olmadı” diye fısıldar. Akşamları ise bambaşka… Gün boyu ısınan hava bir anda yerini keskin bir soğuğa bırakır. Sokakta yürüyen herkesin adımları hızlanır, sohbetler kısalır.

Aslında bu durum sadece bir mevsim geçişi değil; Diyarbakır’ın ruhunu da yansıtır. Sabırlı, dirençli ve biraz da inatçı… Tıpkı bu havalar gibi. Bahar gelir ama hemen teslim olmaz bu şehir. Kış da giderken izini bırakmadan çekilmez.

Belki de bu yüzden Diyarbakır’da bahar, başka şehirlerdeki gibi sadece çiçeklerle değil, aynı zamanda mücadeleyle gelir. Güneşle soğuğun, umutla alışkanlıkların arasında bir denge kurulur.

Ve bizler… Sabah serinliğinde üşüyüp, öğlen güneşte ısınıp, akşam yine mont arayan insanlar… Bu geçişin tam ortasında yaşamaya devam ederiz.

Bahar geldi, evet… Ama Diyarbakır’da kış henüz vedasını tamamlamadı.