Yalanın Gölgesi, Hakikatin Işığı
- 15-04-2026 00:10
- 1
İnsanlık tarihi kadar eski bir hastalık varsa, o da yalandır. Kimi zaman çıkar için söylenir, kimi zaman korkudan, kimi zaman da gerçeği örtmek için. Ancak unutulmamalıdır ki yalan, kısa vadede kazandırıyor gibi görünse de uzun vadede hem insanı hem toplumu içten içe çürüten bir zehirdir.
Bugün hayatın her alanında yalanın izlerini görmek mümkün. Siyasette verilen sözlerin tutulmamasında, ticarette eksik tartıda, sosyal medyada sahte hayatların sergilenmesinde, günlük ilişkilerde güvenin sarsılmasında… Yalan yalnızca bir söz değildir; aynı zamanda güveni yok eden, vicdanı yaralayan bir davranıştır.
Oysa inancımız, doğruluğu insanın en büyük sermayesi olarak görür. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin.” (Ahzâb Suresi, 70. Ayet)
Bu ayet, sadece dilimizi değil, hayatımızın tamamını kapsayan bir çağrıdır. Çünkü doğru söz; doğru ticaret, doğru yönetim, doğru dostluk ve doğru bir toplum demektir.
Yalan söyleyen kişi belki bir süre insanları kandırabilir. Fakat en büyük kaybı kendisi yaşar. Çünkü yalan, önce insanın karakterini zedeler. Bir kez yalan söyleyen, ikinciyi kolay söyler. Sonra bu bir alışkanlığa dönüşür. Ve en sonunda kişi, kendi söylediği yalana bile inanır hale gelir.
Toplumlar da böyledir. Eğer bir yerde yalan normalleşirse, adalet yara alır. Güven kaybolur. İnsanlar birbirinden şüphe eder. Sözün değeri kalmaz. Böyle bir ortamda huzurdan da bereketten de söz etmek mümkün değildir.
Doğruluk ise kolay değildir. Bazen bedel ister, bazen yalnız bırakır, bazen zor durumda bırakır. Ama sonunda insanın başını öne eğdirmez. Çünkü hakikat geç de olsa mutlaka ortaya çıkar.
Bugün hepimize düşen görev; çocuklarımıza doğruluğu öğretmek, ticaretimizde dürüst olmak, ilişkilerimizde samimi davranmak ve yalanı sıradan bir şey gibi görmemektir. Unutmayalım ki bir toplumun temeli betonla değil, güvenle ayakta durur. Güvenin harcı ise doğruluktur.
