Bir Şehrin Sessiz Çığlığı
- 15-01-2026 14:04
- 15-01-2026 14:05
- 327
Diyarbakır sabahları artık daha gürültülü uyanıyor. Trafik, inşaat sesleri, koşuşturan insanlar… Ama bütün bu gürültünün altında duyulmayan bir şey var: şehrin sessiz çığlığı.
Bir yanda büyüyen binalar, diğer yanda küçülen insan hikâyeleri. Her gün bir kaza haberi, bir cinayet, bir ihmal, bir “keşke”. Sonra hızla akan gündem… Acılar da haberler gibi kısa ömürlü oluyor. Oysa her olay, ardında yarım kalan hayatlar bırakıyor.
Parklarda kırılan banklar sadece tahta parçaları değil; sahipsizliğin fotoğrafı. Okul yolunda karşıdan karşıya geçerken hayatını kaybeden bir çocuk sadece bir istatistik değil; geleceğimizin eksilen bir parçası. Kur’an kursunda yaşanan bir cinayet, sadece adli bir vaka değil; toplumun vicdanında açılan derin bir yara.
Asıl soru şu: Biz ne zaman durup düşünmeye başlayacağız?
Sorunları sadece yetkililere havale edip kenara mı çekileceğiz, yoksa bu şehrin gerçek sahipleri olduğumuzu hatırlayacak mıyız? Çünkü bir şehir, yalnızca yollarıyla, binalarıyla değil; insanıyla, merhametiyle, dayanışmasıyla ayakta durur.
Diyarbakır güçlü bir şehir. Tarihiyle, kültürüyle, insanıyla… Ama bu güç, görmezden gelerek değil, yüzleşerek ortaya çıkar. Yanlışa yanlış demeden, ihmale “olur böyle” diyerek daha iyi bir yarına ulaşamayız.
Belki de yapılması gereken şey çok basit: Biraz yavaşlamak. Birbirimizi duymak. Bir haberi okurken sadece başlığı değil, içindeki insanı görmek.
Çünkü bu şehir susuyor gibi görünse de aslında çok şey söylüyor. Yeter ki dinlemeyi bilelim.
