Sessizliğin Gürültüsü

Günümüz dünyasında en çok duyduğumuz şeyin “gürültü” olduğunu sanıyoruz. Oysa asıl mesele, giderek büyüyen bir sessizliktir. İnsanların birbirini dinlemediği, anlamaya çalışmadığı ve en önemlisi hissetmediği bir sessizlik…

Sokaklar kalabalık, sosyal medya hareketli, gündem her zamankinden daha yoğun. Ama bütün bu hareketliliğin içinde dikkat çekici bir boşluk var: Empati eksikliği. Herkes konuşuyor, ama kimse gerçekten dinlemiyor. Herkes anlatıyor, ama kimse anlamaya çalışmıyor.

Bir zamanlar mahalleler vardı. İnsanlar birbirinin kapısını çalar, bir derdi olduğunda yalnız kalmazdı. Şimdi ise kapılar kapalı, kalpler mesafeli. Aynı apartmanda yaşayan insanlar bile birbirinin adını bilmez hale geldi. Teknoloji bizi yakınlaştırmadı, aksine görünmez duvarlar ördü.

Özellikle sosyal medyada yükselen öfke dili, bu sessizliğin en gürültülü hali. İnsanlar, tanımadıkları kişilere karşı acımasızca sözler söyleyebiliyor. Çünkü karşısındakini bir insan olarak değil, sadece bir ekran görüntüsü olarak görüyor. İşte tam da burada bir şeyleri kaybettik.

Oysa çözüm çok uzak değil. Yeniden dinlemeyi öğrenmek gerekiyor. Sadece cevap vermek için değil, anlamak için dinlemek… Birinin gözünün içine bakarak konuşmak, bir selam vermek, bir hal hatır sormak… Bunlar küçük gibi görünen ama toplumu ayakta tutan büyük değerlerdir.

Unutmayalım; bir toplumun gücü, en zayıf halkasına nasıl davrandığıyla ölçülür. Eğer biz, yanımızdaki insanın derdine kulak vermezsek, bir gün kendi sesimizi duyuracak kimseyi bulamayabiliriz.

Belki de bugün yapmamız gereken en önemli şey, bu sessizliği fark etmek. Çünkü bazen en büyük çığlıklar, hiç duyulmayanlardır.