Haziran ayının ortasına geldik. Diyarbakır’da yaşayanlar için artık takvimden çok termometre konuşuyor. Sabahın erken saatlerinde başlayan sıcaklık, öğleye varmadan insanın nefesini kesiyor. Akşam olduğunda ise serinlik bekleyenler çoğu zaman hayal kırıklığı yaşıyor. Çünkü Diyarbakır’da artık geceler de eskisi kadar serin değil.
Bir zamanlar yaz akşamları evlerin damları dolup taşardı. Mahalle kültürünün en güzel örnekleri o damlarda yaşanırdı. Komşular bir araya gelir, çocuklar geç saatlere kadar oynar, büyükler sohbet ederdi. Gece yarısına doğru hafif bir rüzgâr eser, herkes derin bir nefes alırdı. Şimdi ise betonun ve asfaltın gün boyu biriktirdiği sıcaklık gece boyunca şehri bırakmıyor.
Gündüzleri sıcak, akşamları daha az sıcak olan bir mevsimi yaşamaya başladık. Bu yüzden herkes kendi serinleme yöntemini geliştirmiş durumda. Kimi parkların gölgesine sığınıyor, kimi klimanın karşısından ayrılmıyor. Meyan şerbeti satanların önü kalabalık, buz satışları her zamankinden fazla. Kentte vantilatör ve klima satışlarının arttığını söyleyen esnafın yüzü gülüyor ama yüksek elektrik faturaları vatandaşın aklını kurcalıyor.
Özellikle yaşlılar, kronik rahatsızlığı bulunanlar ve dışarıda çalışmak zorunda kalan emekçiler için bu sıcaklar ciddi bir sınava dönüşüyor. İnşaatta çalışan işçi de, trafikte görev yapan polis de, pazarda tezgâh açan esnaf da aynı güneşin altında ekmeğinin peşinde koşuyor.
Belki sıcaklığı değiştiremeyiz ama onunla yaşamayı öğrenebiliriz. Bol su tüketmek, mümkün oldukça gölgede kalmak, öğle saatlerinde dışarı çıkmamak ve birbirimizi uyarmak bugünlerde en önemli tedbirler arasında yer alıyor.
Diyarbakır yazlarıyla ünlü bir şehir. Bu sıcaklar yeni değil. Ancak son yıllarda hissedilen sıcaklığın arttığını hepimiz fark ediyoruz. İklim değişikliğinin etkileri artık uzak bir ihtimal değil, günlük hayatımızın bir parçası.
Yine de Diyarbakır insanı sıcağa rağmen yaşamaktan vazgeçmiyor. Akşamları parklar doluyor, çay bahçeleri hareketleniyor, sokaklar gece geç saatlere kadar canlılığını koruyor. Çünkü bu şehir, en sıcak günlerinde bile hayatı içinde taşımayı başarıyor.
Yaz uzun, sıcaklar daha da artacak gibi görünüyor. O yüzden gölgeyi, suyu ve serin bir nefesi bulduğumuz her anın kıymetini bilmek gerekiyor. Çünkü Diyarbakır’da yaz mevsimi sadece bir mevsim değil, başlı başına bir yaşam biçimidir.