?>

ESKİDEN BİR SELAM VARDI, ŞİMDİ HERKES KENDİ DÜNYASINDA

NEDİM DEMİR

24 saat önce

Aynı sokakta yaşıyoruz, aynı apartmanda oturuyoruz ama birbirimizi ne kadar tanıyoruz? Belki de kaybettiğimiz en önemli değer, insan insana kurduğumuz bağdır.

Eskiden bir kapı çalındığında şaşırmazdı insanlar. Komşu komşunun hâlini hatırını sorar, bir tabak yemek paylaşılır, zor günlerde kimse kendisini yalnız hissetmezdi.
Bir evde hastalık varsa komşular haberdar olurdu. Bir ailenin başına bir sıkıntı geldiğinde insanlar kapısına gider, imkânı ölçüsünde destek olmaya çalışırdı.
Şimdi ise aynı apartmanda yaşayan insanlar bazen birbirlerinin isimlerini bile bilmiyor.
Asansörde karşılaşıyoruz, başımızı telefonlarımızdan kaldırmadan geçiyoruz. Aynı kaldırımda yürüyoruz ama birbirimizin yüzüne bakmıyoruz. Yan yana oturuyoruz, fakat sanki aramızda görünmez duvarlar var.

Peki, ne oldu bize?

Teknoloji bizi yakınlaştırdı mı, uzaklaştırdı mı?

Elimizde telefonlar, önümüzde ekranlar…

Dünyanın öbür ucundaki bir insanla saniyeler içinde iletişim kurabiliyoruz. Sosyal medyada yüzlerce arkadaşımız olabiliyor. Her gün onlarca mesaj alıp gönderebiliyoruz.
Ancak bütün bu iletişim imkânlarına rağmen bazen en yakınımızdaki insanın ne yaşadığından habersiz kalıyoruz.
Bir arkadaşımızın sosyal medya paylaşımına yorum yapıyoruz ama aynı mahallede yaşayan yaşlı komşumuzun günlerdir dışarı çıkmadığını fark etmiyoruz.
Bir fotoğrafın altına kalp bırakıyoruz ama gerçek hayatta bir insanın derdini dinlemeye zaman ayıramıyoruz.
Elbette teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor. Sorun teknolojinin kendisi değil, onu kullanırken insan ilişkilerini ihmal etmemiz.
Çünkü hiçbir ekran, zor bir günün sonunda kapınızı çalan bir dostun yerini tam anlamıyla tutamaz.

Diyarbakır'ın eski mahalle kültürü bize ne anlatıyor?

Diyarbakır denildiğinde akla yalnızca tarihi surlar, dar sokaklar ve kadim yapılar gelmez.
Bu şehrin hafızasında güçlü bir mahalle kültürü de vardır.
Komşuluk, misafirperverlik, paylaşma ve dayanışma…
Bunlar Diyarbakır'ın toplumsal yaşamında uzun yıllardır önemli bir yer tutan değerlerdir.
Elbette geçmişin her yönü kusursuz değildi. İnsan ilişkilerinde zaman zaman sorunlar yaşanıyordu. Ancak bugün üzerinde düşünmemiz gereken mesele, değişen yaşam koşulları içerisinde dayanışma duygusunu nasıl koruyacağımızdır.
Şehirler büyüyor, apartmanlar yükseliyor, yaşam biçimleri değişiyor.
Fakat binalar yükselirken insanlar arasındaki mesafe de büyümek zorunda mı?
Bir apartmanda onlarca aile yaşayabilir. Aynı sokakta yüzlerce insan bulunabilir. Buna rağmen kimsenin birbirinin derdinden haberdar olmadığı bir yaşam biçimi, üzerinde düşünmemiz gereken bir durumdur.

Bazen bir insanın ihtiyacı yalnızca dinlenilmektir

Toplum olarak çoğu zaman büyük meselelerden söz ediyoruz.
Ekonomik sıkıntılar, işsizlik, geçim mücadelesi, gelecek kaygısı…
Bunların her biri insanların hayatını etkileyen önemli konular.
Ancak bazen bir insanın ihtiyacı, bütün bunların yanında, kendisini anlayacak birini bulabilmektir.
Bir yaşlının hâlini sormak, yalnız yaşayan bir komşunun kapısını çalmak, zor durumda olan bir aileye destek olmak…
Bunlar küçük gibi görünen ama insan hayatında büyük anlam taşıyabilen davranışlardır.
Üstelik dayanışma için her zaman maddi imkânlara sahip olmak gerekmez.
Bazen içten bir selam, bazen birkaç dakikalık sohbet, bazen de gerçekten dinleyen bir çift kulak yeterlidir.

İnsan insana iyi gelebilir.

Bunu yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var.

Çocuklarımız nasıl bir toplumda büyüyor?

Belki de en önemli soru bu.

Çocuklar yalnızca söylediklerimizden değil, yaptıklarımızdan da öğreniyor.
Komşusuna selam vermeyen, ihtiyaç sahibini görmezden gelen, başkasının derdine kayıtsız kalan bir yetişkinin davranışlarını gören çocuk, dayanışmanın önemini nasıl kavrayacak?
Çocuklarımıza saygıyı, sevgiyi ve paylaşmayı anlatırken bunları günlük hayatımızda da gösterebilmeliyiz.
Bir yaşlıya yardım etmek, sokakta karşılaştığımız insanlara nezaket göstermek, farklı düşüncelere sahip insanlara saygı duymak…
Bunlar yalnızca güzel davranışlar değildir. Aynı zamanda birlikte yaşama kültürünün temel taşlarıdır.
Gelecekte nasıl bir toplum görmek istiyorsak bugünden o toplumun davranışlarını sergilemeliyiz.

Her şeyi devletten, belediyeden ya da başkasından bekleyemeyiz

Elbette kamu kurumlarının sosyal destek, kent yaşamı ve toplumsal hizmetler konusunda önemli sorumlulukları var.
Ancak insanlar arasındaki ilişkilerin güçlenmesi yalnızca kurumsal hizmetlerle sağlanamaz.
Komşuluk ilişkilerini geliştirmek, çevremizdeki insanlara karşı duyarlı olmak ve toplumsal dayanışmayı yaşatmak konusunda bireysel sorumluluklarımız da bulunuyor.
Bir mahallede dayanışma kültürünün gelişmesi için insanların birbirine güvenmesi, birbirini tanıması ve gerektiğinde destek olabilmesi önemlidir.
Bunun için büyük organizasyonlara ihtiyaç duymadan da adım atabiliriz.

Önce bir selamla başlayabiliriz.

Sonra hâl hatır sormakla…

Belki bir gün, yardıma ihtiyacı olan bir insanın yanında durmakla…
Bazen değişim, tam da böyle başlar.

SON SÖZ: Birbirimizi yeniden hatırlayalım

Bugün dönüp kendimize bir soru soralım:
Aynı mahallede yaşadığımız insanlardan kaçını gerçekten tanıyoruz?
Kaç komşumuzun adını biliyoruz? Kaçının nasıl yaşadığını, nelerle mücadele ettiğini merak ediyoruz?
Belki de kaybettiğimiz şey yalnızca eski mahalleler değil; birbirimize ayırdığımız zaman, gösterdiğimiz ilgi ve kurduğumuz samimi bağlardır.
Diyarbakır'ın tarihi surlarını korumak kadar, bu kentin insanları arasındaki dayanışmayı yaşatmak da önemlidir.
Çünkü bir şehri şehir yapan yalnızca taşları, yolları ve binaları değildir.
O şehre anlam veren, içinde yaşayan insanlardır.

Belki de bugün yeniden başlamamız gereken yer çok basit: Birbirimizin yüzüne bakmak, hâlini hatırını sormak ve insan olduğumuzu unutmamak.

Eskiden bir selam vardı.

Belki de o selamı yeniden hatırlamanın zamanı gelmiştir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI