Diyarbakır’da son zamanlarda güzel bir hareketlilik var.
Sokaklarda farklı şehirlerden gelen insanları görmek, tarihi Sur’un gölgesinde fotoğraf çektiren turistlere rastlamak, esnafın yüzündeki canlılığı hissetmek insana ayrı bir mutluluk veriyor.
Diyarbakır artık sadece geçmişiyle konuşulan bir şehir değil.
Bugün Diyarbakır, yaşayan, ağırlayan ve kendini yeniden keşfettiren bir şehir olarak dikkat çekiyor.
Surlar…
Ulu Cami…
On Gözlü Köprü…
Hevsel Bahçeleri…
Dengbejlerin sesi…
Ve elbette Diyarbakır mutfağı…
Bütün bunlar bir araya geldiğinde ortaya başka hiçbir şehre benzemeyen bir atmosfer çıkıyor.
Son dönemde yerli ve yabancı turistlerin Diyarbakır’a ilgisinin artması da bunun en güzel göstergelerinden biri.
Şehre gelen insanlar yalnızca tarihi eserleri görmüyor.
Bir çay içiyor, ciğer kebabı yiyor, sokaklarda dolaşıyor, esnafla sohbet ediyor, fotoğraf çekiyor.
Ve çoğu zaman şehirden ayrılırken yanında bir de güzel hatıra götürüyor.
Bence Diyarbakır’ın en büyük zenginliği de burada.
Misafirini yabancı görmemesinde.
Bir turist geldiğinde ona yalnızca gezilecek yerleri göstermiyoruz.
Kültürümüzü, soframızı, müziğimizi ve samimiyetimizi de gösteriyoruz.
Belki de bu yüzden Diyarbakır’a gelen birçok insan ikinci kez gelmek istiyor.
Çünkü bazı şehirler gezilir.
Bazı şehirler ise yaşanır.
Diyarbakır ikinci grupta.
Bugün şehrin sokaklarında oluşan bu güzel tabloya baktığımızda geleceğe dair daha fazla umutlanmak mümkün.
Turizm hareketliliği; otelinden restoranına, taksicisinden esnafına, rehberinden hediyelik eşya satıcısına kadar pek çok kişiye nefes oluyor.
Daha önemlisi, Diyarbakır’ın Türkiye’de ve dünyada daha fazla tanınmasına katkı sağlıyor.
Artık Diyarbakır denildiğinde insanların aklına yalnızca geçmişin hikâyeleri değil, tarihiyle, kültürüyle, mutfağıyla ve misafirperverliğiyle yaşayan bir şehir gelmeli.
Bunun için hepimize küçük bir görev düşüyor.
Gelen misafire güler yüz göstermek…
Şehrimizin güzelliklerini anlatmak…
Tarihi değerlerimize sahip çıkmak…
Ve Diyarbakır’ın güzel hikâyesini daha fazla insana ulaştırmak.
Çünkü bu şehir anlatılmayı bekleyen kocaman bir hikâye.
Ve galiba artık o hikâyenin en güzel sayfalarından birini yazıyoruz.
Diyarbakır’da huzur var.
Sokaklarda hareket var.
Tarihi mekânlarda ziyaretçiler var.
Çarşıda, pazarda, sofrada hayat var.
Kısacası Diyarbakır’da güzel şeyler oluyor.
Bazen bir şehri anlatmak için uzun cümlelere gerek yok.
Bugün Diyarbakır’ın sokaklarında yürümek yeterli.
Çünkü şehir zaten kendi hikâyesini anlatıyor.
Hoş geldiniz Diyarbakır’a…
Surlarımız, sofralarımız, türkülerimiz ve gönlümüz açık.