Günlük hayatın içinde en çok eksikliği hissedilen şeylerden biri dinlenmek. Konuşan çok, anlatan çok ama gerçekten dinleyen az. Herkesin söyleyecek sözü var; fakat başkasının sözünü duymaya ayıracak sabrı yok.
İnsanlar genellikle karşısındakini anlamak için değil, cevap vermek için dinliyor. Bir cümle biter bitmez sıradaki kendi düşüncesini söyleme telaşı başlıyor. Bu yüzden sohbetler derinleşmiyor, ilişkiler yüzeyde kalıyor.
Dinlenmemek, zamanla insanda değersizlik hissi oluşturuyor. Kişi kendini ifade etse bile anlaşılamadığını düşündüğünde içine kapanıyor. Bu da insanları daha mesafeli, daha sessiz hale getiriyor. Aslında herkes konuşmak istiyor ama anlaşılacağına dair inanç giderek azalıyor.
Gerçek dinlemek ise çaba ister. Telefonu bir kenara bırakmayı, göz teması kurmayı, acele etmemeyi gerektirir. Bunlar küçük gibi görünen ama ilişkilerin temelini oluşturan davranışlardır.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, daha yüksek sesle konuşmak değil; birbirimizi gerçekten duymaktır. Çünkü insan, dinlendiğini hissettiğinde rahatlar, güvende hisseder ve bağ kurar.
Dinlemek, basit bir nezaket değil; insan olmanın en sade ama en güçlü hâlidir.