?>

Mahalle Bakkalının Hikmeti: Kaybolan Bir Medeniyet

MÜSLÜM ARSLAN

1 gün önce

Geçen gün eve yürürken, çocukluğumun geçtiği sokağın köşesindeki bakkalın yerinde bir zincir market açıldığını gördüm. Kepengi indirilmiş o küçük dükkânın önünden geçerken içimde garip bir sızı hissettim. Sanırım sadece bir dükkân değil, bir kültür, bir medeniyet daha sessizce tarihe karışıyordu.
Bizim mahallenin bakkalı Hasan Amca, sadece ekmek, süt, şeker satmazdı bize. Hayatın kendisini satardı aslında. Sabahın köründe kepengi kaldırır, akşam ezanına kadar müşterilerini ağırlardı. Ama onun müşterileri, bugünkü marketlerdeki gibi "tüketici" değildi; komşuydu, dosttu, sırdaştı.
Hatırlıyorum da, bakkala gidişlerimiz sıradan bir alışverişten ibaret değildi. Annem "Oğlum koş bakkala, bir kilo şeker, yarım ekmek al gel" derdi. Ama aslında "Git, Hasan Amca'yla selamlaş, mahallede neler olup bitiyor öğren, biraz hayatın içinde ol" derdi. Şimdiki çocukların market alışverişini bilmem ama biz o küçük bakkallarda büyüdük. Borç defterine yazılan rakamlar, sadece rakam değildi; komşuluk ilişkilerinin, güvenin, insanlığın matematiğiydi.
Hasan Amca, hangi çocuğun şekere, hangi gencin işe, hangi yaşlının bir çift sıcak söze ihtiyacı olduğunu bilirdi. Bazen veresiye defterine yazdıkları, paranın çok ötesinde bir anlam taşırdı. "Zararı yok evladım, sonra getirirsin" cümlesi, bugünün kredi kartı ekstrelerinde asla bulamayacağımız bir vicdandı aslında.
Şimdi devasa marketlerde dolaşıyoruz. Koridorlar upuzun, raflar tıka basa dolu. Kasiyerler gözümüzün içine bile bakmadan ürünleri okutup poşetliyor. Ne selam var ne sabah. Her şey plastik, her şey soğuk, her şey "kendin al, kendin taşı, kendin öde" mantığında.
Ve fark ettim ki, o küçük bakkallarla birlikte mahalle kültürümüzü, komşuluğumuzu, insanlığımızın o incecik dokusunu da kaybediyoruz. Bugün apartmanlarda yan dairemizde kimin oturduğunu bilmiyoruz ama o bakkallarda herkes birbirini tanırdı.
Belki de Hasan Amca'nın o küçük dükkânı, aslında büyük bir medeniyetin son kalesiydi. O kaleler yıkılırken, içimizde bir şeylerin de sessizce çöktüğünü hissediyorum.
Şimdi soruyorum kendime: Acelenin, soğukluğun, plastik ilişkilerin ortasında, bir gün yeniden bir bakkalın önünde buluşup "Nasılsın?" diyebilecek miyiz birbirimize? Yoksa Hasan Amca'nın o güler yüzü, veresiye defteri ve bizlere kattığı o ince insanlık, hafızalardan silinip gidecek mi?
Umarım bir gün bir köşe başında, küçük bir bakkal dükkânı görürüz ve içeri girip "Hasan Amca, yine geldik" diyebiliriz. Ta ki o güne kadar, kaybolan mahallemize, bakkalımıza ve insanlığımıza rahmet okuyorum.
YAZARIN DİĞER YAZILARI